26 Zengin Adam 3,8 Milyar İnsanın Toplam Varlığına Eşit Servete Sahip!

Bir önceki yazımızda; Risksiz/Emeksiz Kazanç Engellenmelidir! başlığı altında paylaştığımız bilgilerden sonra bu yazımızda, halihazırda işleyen adaletsiz sistemin ortaya çıkardığı sonuçlara dikkat çekmek istedik.

Günümüzün hâkim ekonomik sistemi zengini daha zenginleştirmeye, fakiri ise durmadan sömürmeye çalışmaktadır. Bankalar; itibar sahibi zenginlerin kaynaklara ulaşımını kolaylaştırmakta, çoğu zaman kullanacaklar astronomik rakamlardaki krediler için bile teminat almamaktadır. Fakat iş kendi yağında kavrulmaya çalışan ya da büsbütün fakir insanlara gelince değişmekte, kaynaklara ulaşma konusunda önlerine bin bir türlü zorluk çıkarılmaktadır. Bir fikrinizin olması, emeğinizi ortaya koyup çalışarak kazanma niyetiniz olsa da sermayeye ulaşmak hiç de kolay değildir.

Elbette ki bunun sorumlusu sadece bankalar değil. İnsanlığın bugüne kadar ticari meselelerde ortaya koydukları ihanet, bunun en büyük sebebidir. Bu nedenle sistemin iki oyuncusunun da terbiye edilmesi gerekmektedir. Var olan para arzı sistemi değişmeli ve tabandan tavana adil bir arz yöntemi belirlenmelidir. Bu yöntemi bozanlar; en şiddetli şekilde cezalandırılarak hiçbir sınıfa, zümreye, topluluğa veya şahsa olması gerekenin dışında bir imtiyaz tanınmamalıdır. Bunlarla beraber kaynaklardan faydalanıp suistimale yönelenler de en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Fakat iki taraf için de ceza sisteminin kurulması yeterli değil. İlk olarak acilen, daha önce de değinildiği üzere dejenere olmuş ahlak anlayışımız tamir edilmelidir. Bu tamirat yapılmadıkça en mükemmel sistemin bile yozlaşması sadece zaman meselesidir. Bu nedenle devletin üzerine ciddi görevler düşmektedir.

Gerek para arzının taban ile tavan arasında ayrımcılık olmaksızın yeniden tesisi gerek ahlaki yaraların sarılması gerekse yeniden başlanan bu yolculukta oyunbozanlık etmeye çalışanların engellenmesi ve cezalandırılması yönünde devletin büyük bir efor sarf etmesi gerekmektedir. Fakat nedense İslam ülkelerinde bu vazifeleri yüklenmesi gereken devletin gücünü elinde bulunduranlar; bırakın vazifeyi yüklenmeyi var olan durumu daha da berbat hâle getirmekte, gücü eline alan her türlü talanı mübah görmekte, işler her geçen gün daha da sarpa sarmaktadır.

Doğrudan devlet tarafından desteklenen projelere bakıldığında faydalananların çoğunlukla fikri, yeteneği, liyakati olanlar değil; tanıdıkları, yakınları, dostları olanlar oldukları görülmekte, bu durum insanların adalete olan inancını yitirmelerine sebep oldukları gibi devletin kaynaklarının ilk fırsatta ele geçirilip talan edilmesi gereken varlıklar olarak hafızalara kazınmasına neden olmaktadır. Özellikle son bir asırdır bu kafayla yönetilen İslam coğrafyasındaki ahlaki bozulmanın en büyük sebeplerinden biri de kutsal kabul edilen devletin bir zulüm aracına dönüştürülüp talan merkezi hâline gelmesidir.

Müslümanların var olduğu bir toplumda devletin malı, Allah’ın emaneti kabul edilmeli; ona el uzatmak her türlü manevi değerin reddiyle eş tutulmalı, faydalanan için de faydalandıran yani karar verici olan için de her zerresinde tüm toplumun hakkının var olduğu bilinciyle kaynaklar değerlendirilmelidir.

İşte böyle bir toplumun inşası sayesinde Müslümanların üretimi, girişimciliği, ticareti, birikimi ve dolayısıyla ekonomik gücü artacak; kurulan sistemin başarısı İslam ile anılacak ve tüm dünyaya rol model olacak adil bir sistemin tanıtımı yapılarak İslam’ın gerçek vitrini sergilenecektir.

Kaynakların kullanımındaki adaletsizlikler, bugün dünyanın en büyük problemlerinden biri olan gelir dağılımındaki eşitsizliğe sebep olmaktadır. Son 50 yıldır refah seviyesi göstergeleri sürekli artan dünyamızda yoksulluğun hâlen ciddi bir sorun teşkil etme sebebi, kaynakların adaletsiz kullanımıyla sağlanan büyümeden elde edilen kârın toplumlar ve ekonomik katmanları arasında yine adaletsiz bir şekilde paylaşılmasındandır.

2018 yılında Wid.world tarafından hazırlanan Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre 2016’da ülkenin en çok kazanan %10’luk kesiminin (en üst %10’luk gelir dilimi) toplam ulusal gelirden tek başına aldığı pay Avrupa’da %37, Çin’de %41, Rusya’da %46, Kanada ve ABD’de %47; Sahraaltı Afrika, Brezilya ve Hindistan’da %55 civarındadır. Orta Doğu’da, tahminlerimize göre dünyanın en eşitsiz bölgesinde ise en üst %10’luk kesim ulusal gelirin %61’ine sahiptir. Dünya nüfusunun en yoksul yarısı, gelirinin Asya’daki (özellikle Çin ve Hindistan’daki) yüksek büyüme sayesinde bariz bir biçimde arttığını gördü. Ancak ülke içindeki yüksek ve artmaya devam eden eşitsizlik yüzünden, dünyanın en zengin %1’lik kesimini oluşturan bireyler, 1980’den bu yana büyümeden en alt %50’nin iki katı kazanç elde etti. En alt %50 ve en üst %1 grupları arasında kalan kişiler içinse, gelirdeki büyüme hayli ağırkanlı, hatta sıfıra yakındı. Bu durum, Kuzey Amerikalı ve Avrupalı bütün alt ve orta gelir gruplarını kapsamaktadır.

Kurulan ahlaksız düzen öyle bir hâl almıştır ki dünyanın en zengin 26 milyarderi, dünya nüfusunun en yoksul  %50’sini oluşturan 3,8 milyar insanın toplam varlığına eşit servete sahip hâle gelmiştir. Dünya çapında 2.200 milyarderin serveti 2018 yılında 900 milyar dolar, yani günde 2,5 milyar dolar artış göstermiş bulunmaktadır.

Bu milyarderlerin alınacak %1 oranındaki bir varlık vergisi ile 418 milyar dolar gelir sağlanabileceğini ve bununla, dünyada okula gitmeyen tüm çocukların eğitim masraflarının yanı sıra sağlık hizmetlerinin de karşılanabileceğini ve 3 milyon ölümün engellenebileceğini tespit edilmiştir.

Ülkemizde de aynı düzen işlemektedir. Türkiye’nin sahip olduğu toplam servet değeri yaklaşık 1 trilyon dolar. Servet, ülkenin sahip olduğu devredilebilir piyasa değeri olan varlıkların tümü olarak hesaplanıyor. Ancak nüfusun %72,6’sının serveti 10 bin doların altında. Buna karşılık Türkiye nüfusunun binde 1’i ise dolar milyoneri. Diğer yandan nüfusun %10’unun serveti, ülke servetinin %77’sini oluşturuyor. Nüfusun en zengin %1’i ise ülke servetinin %54’üne sahip konumda. En kötüsüyse Türkiye son 10 yıl içinde servet dağılımı en hızlı bozulan 3 ülkeden biri konumunda. Yani zulüm, bizim topraklarımızda had safhaya ulaşmış durumda.[1]

Bu adaletsiz kaynak dağılımı, toplumda çeşitli sınıf ve katmanların oluşmasına neden olmaktadır. Sürekli hâlde bu sınıf ve katmanlar arasında açılan makas; toplumun bağlarını zedelemekte, insanları birbirlerine düşmanlaştırmakta ve adalete olan inancını yitiren insanlara her türlü suçu meşru göstermeye başlamaktadır. Aynı şekilde serveti sürekli artanları toplumun gelir seviyesi düşük olanlardan koparmakta, onların sıkıntılarını, dertlerini, beklentilerini bilemez hâle getirmekte, zengin kesimin kendilerine kurdukları izole bir dünyada hayatlarını bambaşka gerçeklikler içerisinde yaşamalarına sebep olmaktadır.

Toplumun arasındaki bağların kopması bir tarafı ümitsizlik ve suça iterken diğer tarafı israf ve bencilliğe sürüklemektedir. Birilerinin çöpten ekmek toplayıp evine getirdiği, televizyonda düne kadar basit bir memur olan herhangi bir siyasetçinin 100.000 USD’lik saat taktığını, ya da bir şarkıcının sadece çoraplarının 5.000 EUR olduğunu gördüğü bir toplumda huzur olması, suçun engellenmesi, ahlaklı insanların yetiştirilmesine zemin hazırlanması, toplumsal bağların güçlendirilmesi, adalete olan inancın tesis edilmesi imkânsızdır.

Böyle bir düzen öyle ya da böyle muhakkak kaos ile sonuçlanacaktır.


 

[1]https://t24.com.tr/haber/iste-turkiyenin-adaletsiz-gelir-dagilimi-tablosu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir