Abdullah Onur: Enflasyon Farkı ve Faiz İlişkisi

Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artışa enflasyon denir. Bu tanıma baktığımızda iki husus ön plana çıkıyor. Bunlardan ilki fiyatlar genel düzeyidir. Bu demek oluyor ki enflasyon olabilmesi için birkaç tane mal kaleminde artış olması yetmemekte; mal ve hizmetlerden müteşekkil bir sepetin fiyatının artması gerekmektedir. İkincisi ise sürekli artıştır. Bu ise mal ve hizmetlerden oluşan söz konusu sepetin fiyatlarının sürekli artmasını gerektirir. Şayet söz
konusu sepetin fiyatları bir iki kere artmışsa buna enflasyon değil fiyat artışı denir. Enflasyonun tanımını “Paranın, mal ve hizmet karşısındaki değerinin düşmesi yani satın alma gücünün azalmasıdır.” şeklinde yaparsak mevzu daha iyi anlaşılacaktır.

Enflasyonun genel olarak iki sebepten ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi talep enflasyonudur. Talep enflasyonu, mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebi bu mal ve hizmetlerin üretilip arz edilen miktarından fazla ise gerçekleşir. İkincisi ise maliyet enflasyonudur. Maliyet enflasyonu ise üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerine yapılan ödemelerin (emek, kira, faiz, kar payı) veya üretimde kullanılacak olan girdilere yapılan ödemelerin (enerji giderleri, ham madde giderleri vs.) miktarı artarsa gerçekleşir.

İslam Hukukunun Enflasyona Yaklaşımı

İslam hukukuna göre faiz-enflasyon ilişkisine baktığımızda karşımıza şu soru çıkmaktadır. Verdiğimiz parayı geri alırken nasıl bir yol izlemeliyiz? Verdiğimiz borcu, rakamsal olarak mı geri almalıyız (mesela 100 verdiysek 100 geri almak gibi) yoksa verdiğimiz borcun, borcu verdiğimiz günkü değerini mi geri almalıyız (mesela 100 verdiysek onun
değerinde 110 almak gibi)? Ya da aldığımız borcu, rakamsal olarak mı geri ödemeliyiz yoksa borcu, aldığımız günkü değeri üzerinden mi geri ödemeliyiz? Şayet borç para alınan günkü değer üzerinden ödenirse, verileceği günkü değerle arasında oluşan rakamsal fark faiz olur mu?

İslam hukuku tarihinde bu mesele müçtehit imamlar tarafından da tartışılmış ve sonuç olarak Ebû Yusuf’un “Paraların satın alma gücünde meydana gelebilecek değişmeler, borçların ödenmesinde dikkate alınır” yani borçlar verilen günkü paranın değeri üzerinden geri ödenir görüşü benimsenmiştir. Bu görüşü pek çok uluslararası ve ulusal İslami değerleme kuruluşu ile alim benimsemiştir. Mesela ülkemizde Diyanet, Türkiye Katılım Bankaları Birliği gibi pek çok kurum, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Hamdi Döndüren gibi bir çok alim bunlara örnek verilebilir. Buna göre anlaşılan şudur: Bir kimse başkasına bir sene sonra almak üzere 100 TL borç verse, bunu geri alacağı zaman verdiği günkü değeriyle geri alması gerekir. O sene gerçekleşen enflasyonu % 10 olarak düşünürsek parasını geri alacağı zaman 110 TL olarak alması gerekir ve aradaki 10 TL fazlalık faiz olmaz. Çünkü bir sene önceki 100 TL ile satın alabildiğiniz mal veya hizmeti bugün 110 TL ile satın alabiliyorsunuz. Meseleyi şu şekilde daha da somutlaştırırsak bir sene önce verdiğiniz 100 TL ile 1 kilo buğday alabildiğinizi düşünelim. Enflasyonun %10 olduğu bir dönemde bir sene sonra yine 1 kilo buğday satın almak istediğinizde vermeniz gereken meblağ 110 TL olacaktır. Dolayısıyla bir sene sonra aldığınız 110 TL değeri bakımından bir sene önce verdiğiniz 100 TL ile aynı şey olmuş oluyor.

Enflasyon Farkı ve Faiz İlişkisi

Faizi “Malın mal ile veya paranın para ile değişimi (satımı veya ödünç verilmesi) mahiyetindeki bir akitte karşılığı bulunmayan fazlalıktır.” şeklinde tarif edebiliriz. Bu tarifteki “karşılığı bulunmayan fazlalığı” enflasyon farkını hesaba katarak düşünmeliyiz. Yani (%10 enflasyon olan bir ekonomide) yukarda verdiğimiz örneği düşünürsek “karşılığı bulunmayan” gibi gözüken 10 TL’nin aslında bir karşılığı vardır. O karşılığın da borç aldığımız paranın o zamanki satın alma gücü olduğunu söyleyebiliriz. Yani başka bir deyimle aslında burada karşılığı olmayan bir fazlalık söz konusu değildir. Bütün bu meseleler ışığında bankaya yatırılan bir paranın enflasyon farkından daha az bir getiri sağlaması faiz olarak nitelendirilmemesi gerekir çünkü bu durumda banka sizden borç alıyor ve geri öderken enflasyonun altında -yani borç aldığı paranın o zamanki satın alma gücünden daha az bir değer- ödüyor kabul edilir. Fakat bankayla başta yapılan sözleşme bir faizli sözleşme olduğundan elde edilen getiri enflasyon farkından az dahi olsa faiz sayılacağını genel kabule muvafık olarak biz de söyleyebiliriz.

 

Abdullah ONUR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir