Büşra Aydın: Yedikçe Acıkan Tüketici Kapitalizmin Kölesi Oluyor!

Ayna benlik, bireylerin benlik görüşlerinin başkalarının kendilerini nasıl gördüğü algısı yoluyla etkilendiği süreçlerdir. Ayna benlik hem “kişinin kendi hakkındaki görüşlerini” hem de “başkalarının kendisi ile ilgili görüşlerine yönelik algısını” kapsamaktadır. Bu iki yönlü ve döngüsel bir süreçtir. Bireyin kendi görüşü başkalarının birey hakkındaki görüşünü etkilerken, başkalarının birey hakkındaki görüşü ve yargıları bireyin görüşünü etkilemektedir.

Charles Horton Cooley, “Ayna Benlik” teorisinde benlik düşüncesinin üç ana elementinin olduğunu söylüyor. Bunlar;

  • Görünüşümüzün diğer kişilerde oluşturduğunu varsaydığımız zihnimizdeki imgelemi,
  • O kişinin görünüş bu görünüş hakkında yaptığını varsaydığımız yargılamasının imgelemi,
  • Bu imgelem sonucu ortaya çıkan kişisel hisler.

Kapitalizmin benimsenmesinin temel sebebi insanlarda oluşturduğu “kapitalizm benliği”dir. Peki bu benlik ne anlama geliyor? Kapitalizm, “Follow the mass” yani çoğunluğu takip et esasına dayalı bir sistemdir. Peki insanlar neden çoğunluğu takip etmek zorunda? Cevap basit “güçlünün olanın hayatta kaldığı” bir sistemde ondan.. Güçlülüğün belirleyicisi ise üretilen tüketim mallarına erişim imkanı.. (Yani tükettiğin kadarsın!) Güçsüz olmak yani tüketememek, sistemin içinde istenilen bir benlik olmadığından dolayı güçlü olanın hayatta kaldığı yani fütursuzca tüketebildiği ideal benliktir “kapitalizm benliği”…

Londra’da Bir Yabancı

Yalnız yolculukları ve havaalanlarını çok seviyordu. Ülkesi hâlâ OHAL sürecinde, kendisi de hususi pasaporta sahip olduğundan ve işlemleri daha uzun sürdüğünden havaalanına erken gelmişti. Kahve içerken çalışabileceği bir yer aradı gözleri. Kahve ve güzel bir yer bulmuş olmanın huzuru içinde laptopunun başına kuruldu. Sunum için kısa notlar aldı; yapacağı görüşme için temalar çıkarttı, patikasını oluşturdu. Kısa bir çeviri yaptı daha sonra e-mail’lerini kontrol etti. Uçuş saati yaklaşmıştı. Heyecanlı bir yolculuk onu bekliyor olmalıydı…

Uçağa doğru yol alırken, kıyafetleri ve birtakım eşyalarının olduğu valizi takside unuttuğu aklına geldi. Geri dönmesi için çok geçti, yavaş adımlarla uçağa doğru yola koyuldu. Biraz düşünceli ve stresli olduğu her halinden belliydi. Hostes fark etmiş olacak ki yavaş adımlarla Ellie’nin yanına gelerek,”Bayan Ellie, bir sorun mu var?” diye sordu. Bir sorun olmadığını söyleyip, teşekkür ederek gülümsedi. Bu gülümseme aslında birçok şeyi anlatıyordu.

Uçağın Heathrow Havaalanı’na inmek üzere olduğunu kaptanın anonsuyla duyan Ellie, laptop çantasındaki eşyalarını son bir kez kontrol ettikten sonra uçaktan indi.

Sunumuna tam 2 saat vardı.. Taksiye atlayıp, yola koyuldu. Günün stresi, aksilikler derken bir telaş içinde taksiciye, “en yakın mağaza neredeyse beni oraya bırakır mısınız?”dedi. Yaklaşık 15 dakika süren yolculuğun ardından Oxford Street’te indi.

Oxford Street, yüzlerce mağazanın bulunduğu, indirim günlerinde iğne atsanız yere düşmeyeceği Londra’da alışveriş yapmak isteyenlerin değişmeyen adresi.

Londra’nın hemen merkezinde bulunan Oxford street, üzerinde bulunan yüzlerce mağaza nedeniyle Londra’lıların ve turistlerin alışveriş için tercih ettikleri en önemli noktadır. Yaklaşık 2 km uzunluğundaki bu cadde düz bir şekilde ilerler ve mağazalar birbiriyle karşı karşıya bulunur.

Bu caddede 300’e yakın mağaza bulunuyor. Bu mağazalar arasında Marks & Spencer, Zara, Selfridges, Swarowski, Nike, Adidas, Disney, Next, Debenhams, Gap gibi seçkin markaların şubeleri bulunmaktadır.

Boxing Day günlerinden biriydi.. Cadde tıklım tıklımdı.. Herkes delicesine alışveriş yapıyordu. Bir anda her şeyi bırakıp, insanları izlemeye koyuldu…

Maddenin görünen yüzüne bakan, “yiyiniz içiniz israf etmeyiniz” emrinin de anlaşıl(a)madığı bir toplum tasviriydi adeta gördüğü manzara.. Sadece tüketmeye meyilli bir toplum içinde “israf” kelimesi tozlu raflarda yerini almış durumda olsa gerek. Marka ürün kullanıyor olmak sadece üründeki bir etiket olarak kalmıyor kimliklerimize de ekliniyor aslında. Bir nevi “Tüketiyorum Öyleyse Varım” demek bu!

Şu izdihama bakacak olursak, tüketim insanın ihtiyaçlarını gidermek için bir şeyi alıp kullanması değil, ihtiyaç zannedilen gereksiz şeyler uğruna insanın kendini tüketmesi değil midir? Marka kol saatleri, lüks arabalar ve dahası insana sadece kendisini kaliteli hissetmesini sağlamıyor insanın fıtratında ki açlığın yeri maneviyattan koparılıp maddeciliğe bağlanıyor..

Herkes neden bu kadar farklı/lüks şeye sahip olması gerektiğini düşünüyor?

Farklı markalara sahip aynı ürünler farklı değerlerin birer sembolüdür. Yani aslında kim olduğumuzu söyleyecek olan çantamızdaki ufak bir amblemdir. Kapitalist toplumlarda markalar sembolik etkileşimlerle ayna benlikleri oluşturur. Küreselleşmenin dört bir yanı sarmış olduğu dünyamıza baktığımızda tüketim maddelerinin de aynılaştığını görebiliriz.(aynı marka giysi, aynı model araba vb.)

Burada bir kat’i surette tüketim söz konusu değil mi?

Efsaneye göre kapitalizm sermaye birikimine dayalıydı, hatta anlık zevklerden vazgeçme esasına dayalı olduğu için Protestan etiği buna daha uygundu. Yalnız birikim değil tamamen tüketim söz konusu! Kapitalizm ve İslam’ın çakıştığı nokta da işte burası! İslam tüketime ve bir kenarda biriktirmeye karşı değil. Sadece aşırıya kaçılması ve amaçsızca yapılmaması esas alınıyor. Nitekim Bakara suresi 219. ayette şöyle buyrulmaktadır: “…Ayrıca sana, neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: ‘İhtiyaçtan fazlasını…’ ”

Tefsirinde de bu ayeti şöyle açıklamaktadır: “Onlara de ki: ‘Malda zekattan başka da hak vardır. Bu yüzden nefsinizin ve ailenizin ihtiyaçlarından artanı harcayın. Bu hususta kendinize eziyet vermeyip sizi fakir bırakmayacak sekilde infak edin.” Nefsimizinde üzerimizde bir hakkı olduğu gerçeği ile ona eziyet etmeyecek şekilde bir harcama yapmanın dinen bir sakıncası yoktur.

İslam’daki ve kapitalizmdeki “bir” anlayışı oldukça farklıdır. İkisinde de bir olma şuuru olmasına rağmen farklılık nerededir? İslam’daki birlik, Bedii Said Nursi’nin modeli olan birliktedir. Mektubat isimli eserinin  Yirmi İkinci Mektubu’nun Birinci Mebhasın’da, Müslümanlar’a “Halık’ınız bir, Malik’iniz bir, Mabud’unuz bir, Razık’ınız bir.. bir bir, bine kadar bir bir…Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir..bir bir, yüze kadar bir bir (…)” diyor. Kapitalizm’deki birlik, insanlarda kimlik tüketimini de beraberinde getirdiği Oryantalist bir tüketim birliğidir!…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir