Covid-19 Sosyal İlişkileri Nasıl Etkiledi?

Modern insanın laneti, ilkel bir bedenin içinde modern sorunlarla uğraşmaktır. Biz iş veya okul stresiyle boğuşuruz ama bedenimiz bu strese sanki karşımıza bir ayı çıkmış gibi tepki verir, bizi kaçmaya veya savaşmaya hazırlar. Ancak bugünlerde bu konuda önemli bir değişiklik yaşıyoruz. Artık sadece bedenimiz değil, sorunumuz da ilkel: Hayatta kalmaya çalışıyoruz! Ve bu hayatta kalma gayesi sadece bireylerin iç dünyasını değil, onların sosyal davranışlarını ve neticesinde toplumsal yapıyı da derinden etkiliyor gibi gözüküyor.

Yeni koronavirüs (COVID-19) pandemisi bütün dünyayı ele geçirmiş ve tüm insanlığın tek gündemi haline gelmiş durumda. Bu yaşadığımız, bugüne kadarki son önemli salgın ama ilki değil. Örneğin, 1918’de başlayan ‘İspanyol Gribi Salgını’nda 50 milyon, ‘Kara Ölüm’ olarak da bilinen 14. yüzyıldaki veba salgınında ise 200 milyona yakın insanın öldüğü tahmin ediliyor. Nesiller önce yaşanmış olayların bireylerin psikolojisini etkilemesi gerçekçi olmasa da tarih boyunca yaşanmış salgınların toplumsal yapıları ve kültürleri derinden etkilemiş olabileceğini gösteren birçok bilimsel bulguya sahibiz.

Düşünün ki bir salgın sırasında küçük bir köyde yaşıyorsunuz. Köyünüze hiç tanımadığınız biri gelse, o kişiye misafirperverlik gösterme ihtimaliniz, salgın olmadığı zamanlara göre daha az olmaz mı? Çünkü dışarıdan gelen herkes hastalık kaynağı olabilir. Dolayısıyla tanımadığınız kişilere karşı daha mesafeli olursunuz. Günümüzde olan da tam olarak bu değil mi? Haberlere göre Adıyaman’ın Karacaviran Köyü sakinleri, köyde hastalık görülmemesine rağmen kendilerini karantinaya aldı ve içeri giriş çıkışı yasakladı. Rize’deki Aşıklar Köyü sakinleri de benzer şekilde köyün girişine otomatik kepenkli bir kapı yaptı.

Salgınlarda İçe Kapanmak 

Dünya tarihine baktığımızda, yaygın hastalık tehdidine karşı ortaya çıkan bu davranış örüntüsünün çok da istisnai olmadığını görürüz. Parazit Stresi Kuramı’na göre ölüm tehlikesi yaratan salgınlar ‘içe kapanma’ ve dış gruplarla araya mesafe koyma davranışını artırır.1 Bu sebeple salgınların tarih boyunca daha yoğun yaşandığı kültürler, grup içi ilişkilerine yoğunlaşarak ‘kendi köylerine’ kapanır. Grup içi ilişkiler yoğunlaşır ama ‘yabancılarla’ ilişkiler daha mesafelidir. Dolayısıyla, bu kültürler zamanla daha kolektivist olmuştur. Salgın tehlikesinin daha az hissedildiği yerlerde ise dış gruplardan insanlarla ilişkiler daha serbesttir, bir nevi ‘köyün kapısı’ herkese açıktır. Bu kültürlerde iç grup bağları daha zayıftır ve zamanla daha bireyselleşilmiştir.

Ölüm tehlikesi, kültürleri başka bir boyutta daha etkiler: Nesiller boyu tehlike altında yaşayan (veya öyle yaşadıklarına inanan) toplumlar daha ‘sıkı’ (tight) kültürleri oluştururlar.2 Sıkı kültürlerde normlar çok güçlüdür ve normalin, geleneklerin dışına çıkılması tepki çeker. Çünkü tehlike anında grubun bir bütün olarak hareket edememesi, tüm grup üyelerini risk altına sokabilir. Bazı kültürler ise daha ‘gevşek’tir (loose), bu toplumların tehlike algısı ise daha düşüktür ve kısmen bundan dolayı bireylerin kendi kafalarına göre hareket etmesine daha çok müsamaha gösterilir. Salgın gibi tehdit unsurlarının, etkilenen toplumların kültürlerini sıkılaştırabileceğini, kendi normlarına daha sıkı sarılmalarına sebep olabileceğini söyleyebiliriz. Normalde kurallara kanunlara uymayanlara çok tepki göstermeyen insanlar, talimatları dinlemeyip keyfi şekilde sokağa çıkanlara sert tepkiler gösterebileceklerdir örneğin. Çünkü ölüm tehlikesi, toplumsal normların önemini artırır ve o normların dışına çıkılmasına gösterilen toleransı azaltır.

COVID-19 salgını etkisiyle kültürler daha sıkı hale gelebilecekleri gibi daha sıkı yapıda olan kültürler de salgına karşı daha etkili mücadele ediyor olabilir. Çok yakın zamanda yayımlanan bir çalışmaya göre kültürün sıkılığı ile COVID-19 mücadelesindeki başarı arasında anlamlı bir ilişki var.3 Bunun bir sebebi sıkı kültürlerde sosyal izolasyona ve sokağa maskeyle çıkma gibi kurallara daha sıkı sıkıya uyulması olabilir. Tabii sıkı kültürlerin verilerini dış dünyayla açıkça paylaşmıyor olma ihtimalini de hesaba katmak gerekir.

 

 

 

Birgün/Sinan ALPER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir