Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Seracettin Yıldız: Murabaha Uygulamasındaki Problemler

Günümüzde İslami Finansın en güçlü kolu katılım bankalarıdır. Katılım bankalarının en yoğun kullandığı akit ise murabahadır. Nerede katılım bankalarıyla ilgili bir yazı yazılsa veya konferans, toplantı vb. bir faaliyet yapılsa eleştirilerin önemli bir bölümü murabaha üzerinden gelir. Dolayısıyla verilen cevaplar da bunun üzerinden olmaktadır. Acizane kanaatimiz odur ki murabaha konusunda bazı problemler kapalı bir şekilde geçiştirilmekte ve kavram karmaşıklığı yaşanmaktadır. Ayrıca akademik alanda ele alınan konular halk arasında ya hiç anlaşılmamakta veya farklı anlaşılabilmektedir. Bu yazıda murabahayla ilgili bazı genel bilgiler verildikten sonra halk tarafından problemli ve kapalı gözüken noktalara ve bunlarla ilgili çözüm önerilerine temas edilmeye çalışılacaktır.

Murabaha akdinin genel tanımı şudur; “Bir malın maliyetinin müşteriye bildirilmesini takiben maliyetin üzerine kâr eklenerek satılmasıdır” Bu akit, normal pazarlık usulüyle yapılan satıştan (müsâveme) farklıdır. Zira normal satışta alıcı kişi malın maliyetini ve kârı bilmezken, murabaha akdinde maliyet ve kâr bilinir. Dolayısıyla güvene dayalı satış türü olarak kabul edilir. Şayet satıcı bir hıyanet yaparsa (yani fiyat konusunda gerçeğe aykırı beyanda bulunmuşsa müşteri malı almamakta serbesttir.

Murabaha akdi, basit (klasik) ve mürekkep (modern) murabaha olarak ikiye ayrılır. Şartlarına uygun olan basit murabahanın caiz olduğunda alimlerin ittifakı bulunmaktadır. Ancak modern murabahada ihtilaflar bulunmaktadır. Zira basit murabahaya göre bazı farklılıklar ve eklemeler mevcuttur. (Detaylı bilgi için bkz; İsmail Cebeci, “Modern İslam İktisadı Literatüründe Murabaha Tartışmaları”, Yayınlanmamış Doktora Tezi.)

Akitlerin içeriğindeki farklılıkların yanı sıra işlevsellik açısından da önemli farklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar anlaşılmazsa modern murabahaya yönelen eleştirilerin kaynağını, bunlara verilen cevapları ve diğer bazı hususları tam olarak anlamak mümkün olmayacaktır.

Klasik murabahada normal bir alım-satım işlemi varken ve işlem satıcının sadece ilk fiyat ve kâr oranını söylemesi üzerine bina edilirken, modern murabahada esas alıcının genellikle nakit sıkıntısından dolayı finansman kullanarak bedeli taksitle ödemesi üzerine kurulu bir sistem bulunmaktadır. Modern dönemdeki iktisadî sistem, piyasa şartları, ticaret biçimi ve ihtiyaçlar geçmişe göre bir hayli değişmiş durumdadır. Klasik ve modern murabaha akitleri arasındaki farklar, modern kurumların ve yeni bir ticarî zihniyet ve örfün oluşmasıyla açıklanabilir. Bu farklar modern dünyada yeni bir iktisadî sistem içinde ortaya çıkmış yeni bir işleme işaret etmektedir. İslami ilkelere göre çalışan bankalar, klasik murabahayı dönüştürerek bugünkü sistemde çeşitli işlemlerde kullanılabilen ve ferdî murabahadan farklı olarak kurumsal temele uyum sağlayan bir hale getirmişlerdir.

Modern murabahayı eleştiren ilim adamlarının önemli bir kısmı, katılım bankalarının normal bir tüccar gibi davranarak klasik murabahayı uygulamasını istemektedirler. Modern murabahayı savunan ilim adamlarıysa şartların değiştiğini, bu değişime bağlı olarak ticaretin mantığında da büyük değişiklikler olduğunu ifade etmektedirler. Ayrıca bu bankaların faizli sisteme karşı durmasını sağlayacak en kolay ve kullanılabilir yöntemin bu olduğunu söylemektedirler.

Sanayi devriminden sonra teknolojinin de gelişmesiyle birlikte ticaret anlayışı değişmiş ve akitlerin işleyişi eski sadeliğini kaybederek karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Dolayısıyla klasik akitleri aynı şekilde işletmek çoğu zaman mümkün olmayabilmektedir. Bu sebeple ihtiyaca binaen meşru sınırlar çerçevesinde yeni akitler üretmek veya akitleri genişletmek elzem hale gelmiştir. Murabaha akdindeki değişiklikleri kabul etmek de bu anlayışın bir sonucudur. Akitlerin eski sadeliğini koruyarak devam etmesini beklemek, bu değişimi görmemek anlamına gelir.

Günümüz fıkıhçılarının ve fetva heyetlerinin modern murabahaya yaklaşımını iki başlık altında değerlendirebiliriz;

1. Caiz görenler: Bu görüş sahipleri, daha çok “maslahat” ilkesini temel alarak bu uygulamanın caiz olduğunu kabul etmektedirler. Bunlar kendi içlerinde bazı farklı ayrıntılara sahiplerse de temel olarak aynı görüştedirler.

2. Caiz görmeyenler: Bu görüştekiler modern murabahanın mürekkep bir akit olduğunu, içerisinde fıkhın genel ilkelerine aykırı şartları barındırdığını söyleyerek caiz olmadığını ifade etmektedirler. Bu görüş sahipleri ise daha çok “sedd-i zerai” ilkesini temel alarak konuya yaklaşmaktadırlar.

Acizane kanaatimiz modern murabahanın caiz olduğudur. Ancak uygulama boyutuyla ilgili eleştirilerimiz ve itirazlarımız da bulunmaktadır. Dolayısıyla görüşümüzün bu bağlamda ele alınması gerekmektedir. Eleştiriler genel olarak ele alınacak ve ilgili yerlerde kendi kanaatlerimize ayrıca değinilecektir. Bu vesileyle gözden kaçan bazı konuları kamuoyunun tartışmasına açmayı, bu yönde bazı düzenlemeler yapılmasını ve yapılan bazı düzenlemelerin de bir an önce hayata geçirilmesini umduğumuzu ifade etmek isteriz.

1. Murabaha yöntemine ve bunun üzerinden katılım bankalarına yöneltilen en genel eleştiri, katılım bankalarının çalışma usulleri açısından diğer bankalarla aynı olduğu, hatta uygulanan oranların bile çoğu zaman benzeştiğidir. Bu eleştiride, sözleşmelerde kullanılan “kredi” kavramı da önemli bir yer tutmaktadır.

Öncelikle burada yapılmak istenen işlemin özüne bakılmalıdır. Bir ev veya araba almak isteyen, ancak bunun için yeterli nakdi bulunmayan kişiler bankalara başvurmak suretiyle taksitle almak istemektedirler. Konvansiyonel bankalar paranın kendisini sattıklarından dolayı işlemlerini buna göre yapmaktadırlar. Ancak katılım bankaları, çalışma prensipleri gereği parayı değil, malı satmaktadırlar. Dolayısıyla burada işlemin meşru olup olmaması, kullanılan yönteme bağlıdır. Eğer mala ulaşmak için doğru yöntem kullanılırsa caiz, fıkha aykırı yöntem kullanılırsa caiz değildir.

Burada her iki işlem için de “kredi” kavramının kullanılması tartışma konularından biridir. Bankacılık kanunu 48. Madde, gerek para satışını gerekse mal satışını kredi olarak nitelendirmiştir. Dolayısıyla katılım bankalarının yaptığı işlem için kredi kavramının kullanılması sorun değildir. Ancak kanuni açıdan malın gerçek mülkiyetini almasının önünde engeller varsa bunlar kaldırılmalıdır ki ilgili maddedeki ayırımın gerçekte karşılığı bulunsun. Aksi takdirde bu ayırımın bir anlamı kalmayacaktır. Ayrıca halk nezdinde kredi kavramı sadece faizli borçlara yönelik kullanıldığı için bunun yerine gerçek ifadenin (murabaha) kullanılması önem arz etmektedir. Nitekim 25 Ocak 2019 tarihli ve 30666 sayılı yönetmelikte bunun için gerekli düzenleme yapılmıştır. Yani sözleşmelerde murabaha ifadesinin kullanılmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır.

Bu problemler halledildiğinde oran” konusu ekonomik bir eleştiri olmaktan öteye geçmeyecektir. Zira mal satılırken kullanılan oranın faiz oranlarına tekabül etmesi fıkhi bir problem oluşturmaz. Yukarıda ifade edildiği gibi asıl mesele akdin özüne yöneliktir. Allah (c.c.) alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır. (Bakara, 2/275)

2. Murabaha uygulamasında malda çıkacak ayıpların kime ait olması gerektiği temel tartışma konularından bir tanesidir. Ancak öncelikle ifade edecek olursak, ayıp konusu ile bir sonraki maddede ele alacağımız mülkiyet halindeki riski üstlenmek konusunu birbirine karıştırmamak gerekir. Kanaatimizce bu ayırım devamlı gözden kaçmaktadır.

Fıkıhta “ayıp muhayyerliği” olarak bilinen bu konuda, satıcı (banka), malı satmadan önce alıcıya “malı sana satıyorum ancak sonradan ortaya çıkacak sorunları kabul etmiyorum” diyebilir. Nitekim fıkıhta, satıcının satılan maldaki ayıptan sorumlu tutulmaması” demek olan berâet şartı (bey‘ bi’l-berâe / bey‘u’l-berâe) genelde geçerli görülmüştür. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Ebû Yûsuf’a göre böyle bir şart satıcıyı, gerek malda önceden mevcut olup da bilmediği veya bilip de gizlediği ayıplardan (aybkadîm), gerekse akitten sonra müşterinin malı almasına kadarki sürede ortaya çıkacak ayıplardan (ayb-ı hâdis) sorumlu olmaktan kurtarır. Dolayısıyla katılım bankası ile müşteri karşılıklı olarak anlaştığı takdirde ayıp muhayyerliğinde büyük bir problem bulunmamaktadır.

3. Yukarıda zikredilen ve konuyla ilgili ileri sürülen bütün tartışmaların dayandığı nokta malın mülkiyetidir. Bu noktada katılım bankaları, fıkhi açıdan işlemlerin gerçekleştiğini ve malın mülkiyetinin ilk satıcıdan bankaya, daha sonra ise bankadan müşteriye geçtiğini ifade etmektedirler. Tapu, ruhsat veya faturanın banka adına yapılıp yapılmaması satış akdinin unsurlarından değildir. Bunlar daha çok zamanın getirmiş olduğu uygulamalardır.

Klasik fıkıh mantığı açısından bakıldığında icap ve kabulün gerçekleşmesiyle akdin oluştuğu söylenebilir. Ancak burada kapalı olan bir nokta bulunmaktadır; malın ilk satıcının mülkiyetinden çıkıp bankanın mülkiyetine geçtiği, bankanın mülkiyetinden de son alıcıya geçtiği zaman tam olarak hangi dilimdir? Tapu, fatura ve ruhsat gibi şeyler bu zaman dilimini kayıt altına almak için önemli araçlardır. Bunların olmadığı bir işlemde bu zaman diliminin muhakkak belirlenmesi gerekmektedir.

Bu noktanın aydınlığa kavuşturulması daha önemli bir problemi çözmek içindir. O problem ise bankanın mülkiyetindeyken malda bir zarar meydana gelmesi halinde riskin tamamen alıcıya ait olması konusudur. Zira malın mülkiyeti bankadayken riski alıcıya atmak fıkhi açıdan uygun değildir. Bu mesele “ayıp muhayyerliği” kapsamına da girmemektedir. Zira ayıp muhayyerliği malın bankaya geçmesinden önceki meydana gelmiş (ayb-ı kadim) ve malın müşteriye geçmesinden sonra meydana gelecek (ayb-ı hadis) kusurları kapsamaktadır. Tekrar ifade edecek olursak, mal bankanın mülkiyetinde iken gelebilecek bütün risklere banka katlanmalı ve bunun için gerekli masrafları banka ödemelidir. Bu zaman diliminin, gelişmiş teknolojiler (kredi kartı gibi) vasıtasıyla bazen çok kısa olması da olayın mahiyetini değiştirmez.

Sonuç olarak ifade edecek olursak, günümüz murabaha uygulamasında çözülmesi gereken problem, malın mülkiyetinin bankada olduğu zaman diliminin belirlenmesi ve bu zaman diliminde gelebilecek zararlardan dolayı bankanın mesuliyet almasıdır. Kanaatimizce bu problem halledildiğinde diğerlerini çözmek daha kolay olacaktır. Zikredilen nokta aydınlatılmadığı ve çözüm bulunmadığı takdirde ise eleştirilerin arkası kesilmeyecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir