Doç. Dr. Serkan Dilek Katılım Bülteni için yazdı: Çare İslam Ekonomisi mi?

Ekonomi biliminin tarihi kapitalizm ve sosyalizm arasındaki mücadele ile geçer. Kapitalizm de kendi içerisinde Keynesgil görüş ve klasik görüş arasındaki mücadeleden oluşmaktadır. Keynesgil ve klasik görüşün alt dalları (Yeni Keynesçiler, Post Keynesçiler, Rasyonel beklentiler, monetaristler, reel iş çevrimleri vb) da bulunmaktadır. Ancak bu farklı görüşlerin ekonomide belirli aralıklar ile meydana gelen ekonomik krizlere çare ürettiği söylenemez.

1929 Büyük buhranından itibaren yaşanan çok sayıda ekonomik krizden sonra 2020 yılında Covid 19 salgın hastalığı kaynaklı bir kriz daha yaşanıyor. IMF 2020 yılı haziran ayı ekonomik görünüm raporuna göre 2020 yılında Avrupa bölgesinin yüzde 10.2; ABD’nin yüzde 8; Türkiye’nin yüzde 5 küçüleceği öngörülüyor. Her kriz ise gelir dağılımının daha da bozulmasına ve adaletsizliğin artmasına neden olmaktadır. Ekonomik krizler ve tekelleşme eğilimleri arasında çift yönlü nedensellik bulunur. Tekelleşmeler hem ekonomik krizlerin nedeni hem de sonucudur. Üstelik kapitalist sistemin Asya ve Afrika ülkelerinin kalkınma sorunlarına çare olmadığı da aşikârdır.

Kapitalizmin çeşitli alt görüşlerinin ve sosyalizmin ekonomik krizlere, gelir dağılımı adaletsizliklerine engel olamaması da aslında doğal bir sonuçtan ibarettir. Aslında kapitalizm ile sosyalizm tek yumurta ikizi gibidir ve bunun nedeni materyalist felsefedir. Sosyalizm de aslında aynı temelde kapitalizm ile rekabet ederek ömür tüketmiştir (Hazıroğlu, 2018, s.83). Sosyalizmin de temeli kapitalizmde olduğu gibi akılcılıktır. Farkı ise sosyalist felsefenin temelinde aktif akılcılık olmasıdır. Kapitalist felsefede ise toplum düzenini değişmez kabul eden pasif akılcılık vardır (Hazıroğlu, 2018, s:105). Komünizmde bürokrasi işçileri sömürür ve bunu işçiler adına yapar. Üstelik sosyalizmin temel zaafiyeti verimsizliktir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) çöküşünün de verimsizlik sorununa dayandığı söylenebilir. Sosyalizmde gelir dağılımı adaletinin nedeni herkesin fakir olmasıdır. 1989 yılında SSCB’nin dağılmasıyla beraber kapitalizm iktisadi düşünce bakımından tekel konumunu kazanmıştır. Lakin bu, ekonomik krizlere, adaletsizliklere çare bulamadığı ve yetersiz kaldığı gerçeğini değiştirmemiştir.

Bu durumda yaşanan ekonomik krizlere ve sorunlara İslam Ekonomisinin çare bulup bulamayacağı sorusu akla gelmektedir. Sabahattin Zaim, İslam ekonomisini Serbest piyasa ekonomisinin ahlakla düzenlenmiş hali olarak tanımlamaktadır (Zaim, 2008, s:18). Ayrıca İslam ekonomisine günlük hayatta gördüğümüz diğer sistemler gibi bir sistem olarak yaklaşmak ta mümkündür (Asutay, 2007, s:120). Kapitalizm ile İslam ekonomisi arasındaki temel fark da insan varsayımından kaynaklanmaktadır. Kapitalizm ve Sosyalizmin temelinde materyalist, sadece kendi çıkarını maksimize etmeyi düşünen bencil Homo Economicus bulunmakta iken İslam ekonomisinin merkezinde İslami insan bulunmaktadır (Dilek vd. 2017). İslami insan, İslam ilkelerine göre yetişmiş ve davranan insandır. Eşitlik, hürriyet, kardeşlik, adalet ve ittihat ilkelerine göre davranan insandır. Eşrefi mahlukattır, ALLAH’ın(cc) yeryüzündeki halifesidir. Hem dünyayı hem de ahireti beraber isteyen kişidir. Dünya için hiç ölmeyecekmiş gibi çalışan, ahiret için de amel defterini sürekli hazır tutan kişidir (Zaim, 2008, s:21).

Kapitalizm ve İslam ekonomisindeki insan varsayımının farklılığı ise iki sistemin ahlaki durumunu farklı kılmaktadır. Kapitalizm gayri ahlakidir veya ahlak kuralları ile ilişkisi çok zayıftır; İslam ekonomisi ise ahlakidir. Kapitalizmde kendi çıkarlarını maksimize etmek için kanunlara uymak şartı ile her şey mubahtır. İslam ekonomisinde ise kanunlara uysa bile insan İslam ahlakının dışına çıkamaz. Alev Alatlı’nın “Her Yasal Hak Helal değildir” sözü aslında burada durumu güzel biçimde açıklamaktadır. Örneğin; Covid 19 salgını sırasında arzı azalan bir malın fiyatını anormal biçimde yükseltmek yasal olabilir ama bu helal olduğu, İslam ilkelerine uyduğu anlamına gelmez. Diğer insanlara kardeşi gözüyle bakmayan Homo Economicus insan kıtlık zamanlarında fiyatı aşırı artırmayı, piyasadaki rakip firmaları piyasadan silip tekelci olmak için her şeyi yapmayı (ahlaki olmasa bile) olağan kabul etmektedir.

Günümüz dünyasında tekellerin varlığı, gelir dağılımı bozukluğunun temelinde ise bu davranış bozuklukları bulunmaktadır. İslam ekonomisinin önemli hedeflerinden biri de özel mülkiyetin yaygınlaştırılıp belli ellerde toplanmasının engellenmesidir. İslam ekonomisinde toplumsal çıkar ile bireysel çıkarın çatışmasının engellenmesi için enerji kaynakları, madenler, ormanlar gibi araziler kamusal arazi olarak değerlendirilmektedir. Miras mümkün olduğunca çok kişi arasında pay edilmektedir. Dolayısıyla birkaç kişinin aşırı zenginleşmesi, sermayenin bu birkaç kişinin elinde toplanması engellenmeye çalışılmıştır (Chapra, 2002, s:123). Kapitalizm ise öz itibariyle tekelleşmeyi ve sermayenin belli ellerde toplanmasını özendirmekte, desteklemektedir. Tekelleşme ise günümüzdeki ekonomik sorunların temelini oluşturmaktadır. Tekelleşmeye karşı devletin gerekli önlemleri alması İslam ekonomisindeki esaslardan biridir. Hz. Muhammed (SAS) zamanında Medine pazarında esnafın sabit yer edinmesi, bina yapması yasaktı (Kallek, 1989), çünkü sabah erken kalkıp işinin başına geçen kişinin pazarda iyi yere yerleşmesi, pazarda iyi yer kapan esnafın zaman içerisinde tekelleşmesi istenmiyordu.

Kapitalizmin merkezinde sermaye vardır ve emek ötekileştirilmektedir; İslam ekonomisinde ise emek ile sermaye birbirinin tamamlayıcısıdır (Güngör, 2019). Kişi ister girişimci isterse işçi olsun ancak çalışmasının karşılığını almalıdır, emeğinin karşılığı helaldir. İşçi, girişimci için bir değerdir. Oysa kapitalizmde işçi, girişimci için bir üretim faktörü ve maliyet unsuru olarak ele alınmaktadır. Dolayısıyla girişimci, işçiyi en düşük maliyetle çalıştırıp maksimum getiriyi almalıdır. Bu ise işçilerin kötü şartlarda çalışmasını, sömürülmesini ve nihayetinde sosyalizmin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşçilerin kötü şartlarda çalışıp düşük ücretler alması ise devletin regülasyonlara (haftalık maksimum çalışma süresi, asgari ücret vb) neden olmuştur, ancak kapitalizmin işçi hakları konusunda gerekli ilerlemeyi sağladığı söylenemez. Çünkü kapitalizmin doğasında çıkarını maksimize etmek isteyen bu nedenle de gerekirse işçileri sömürebilecek girişimci bulunmaktadır.

Sonuçta, kapitalizmin sürekli ekonomik krizlere neden olması, sosyalizmin de alternatif olamayacağının ortaya çıkması İslam ekonomisine olan akademik ve siyasi ilgiyi artırmıştır. Lakin İslam ekonomisi yeterli gelişme imkanını yavaş yavaş bulmaktadır. 1970’li yıllarda Pakistan’ın kurulması ile beraber Mevdudi’nin görüşleri İslam ekonomisi için önemli bir aşamadır. Günümüzde İslam ekonomisinin önemli ayaklarından biri olan katılım bankacılığının geliştiği, akademik açıdan İslam ekonomisi araştırma ve uygulama merkezlerinin kurulduğu, İslam ekonomisi alanında lisans ve yüksek lisans eğitimi veren üniversitelerin arttığı, İslam ekonomisi hakkında akademik çalışmaların yaygınlaştığı görülmektedir. Ancak İslam ekonomisinin önünde gitmesi gereken uzun bir yol bulunmaktadır. Örneğin; nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’de katılım bankacılığının bankacılık sektöründeki payı sadece %5-6 civarındadır. Gelecekte İslam ekonomisine olan ilginin giderek artacağı ve kapitalizme karşı alternatif olma durumunu güçlendireceği düşünülmektedir. İslamiyetin yaygınlaşması, kapitalizmin krizlere neden olan doğası, giderek artan gelir dağılımı bozuklukları da İslam ekonomisine olan ilginin yükseliş eğilimini güçlendirecektir, çünkü İslam ekonomisi gelir dağılımı adaletsizliklerine karşı kapitalizme göre daha ayakları yere basan çözümler sunmaktadır. Çare İslam ekonomik sistemi gibi görülmektedir.


Kaynakça:

Asutay, M. (2020). A Political Economy Approach to Islamic Economics: SystemicUnderstanding For An Alternative Economic System. Kyoto Bulletin Islamic Area Studies. 1(2).Çeviren: Fatih Yardımcıoğlu, Salih Ülev. Siyaset Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi. 2(4).

Chapra, M.U. (2002). İslam ve Ekonomik Kalkınma. Cantaş Yayınları

Dilek, S.; Küçük, O. & Özdirek, R. (2017). Homo Economicus mu? İslami İnsan mı? Uluslararası Ekonomik Araştırmalar Dergisi. 3(4). 635-642

Güngör, K. (2019). İslam Ekonomisinin Yeniden İnşası. Göller bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi. 7(75).

         Kallek, Cengiz (1989), “Hz. Peygamber Döneminde Devletin Piyasaya Müdahalesi”, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Hukuku Yüksek Lisans Tezi

Hazıroğlu, T. (2018). Katılım Ekonomisi yeni Zihin Yeni İktisat. İz Yayınları

Zaim, S. (2008). İslam Ekonomisinin Temelleri. Hazırlayanlar: Adem Esen, Turan Koç, Mustafa Yavuz Çakır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir