Emine Müberra Çakır Nas: İslami Finansın Yükselen Trendi Sukuk

Emine Müberra Çakır Nas’ın İslami Finansın Yükselen Trendi: Sukuk konu aldığı işte o yazı:

Özellikle 2000’li yıllardan itibaren sektöre yeni bir soluk getiren İslami finans, kârlılığı ve global kriz zamanlarındaki başarısı ile 70 farklı ülkede faaliyet gösterecek kadar geniş kitlelere hitap etmektedir. Konvansiyonel bankaların da kendi bünyelerinde İslami finans penceresi oluşturmaya başlamaları ile birlikte İslami finans sektörel payını genişletmiş ve sürdürülebilirliğini kanıtlamıştır. 2017 yılında toplam varlıklarının 2,4 trilyon dolar olduğu saptanan İslami finans kurumlarının 2023 yılı itibariyle 3,8 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. İslami bankacılık uygulamalarının büyük çoğunluğunu kapsadığı İslami finansın toplam varlıklarının yüzde17’sini ise, ülkemizde kira sertifikası olarak adlandırılan sukuk oluşturmaktadır.

Klasik İslami dönemde sukukun muadili kabul edilen ‘sak’ genel olarak İslam hukuku ilkelerine uygun olarak yürütülen bir yükümlülüğü, sözleşmeyi, hakların taşınmasını temsil eden herhangi bir belge veya sertifikaya atıfta bulunmak için kullanılmıştır. İslam tarihinin 1. yüzyılında Emevi Halifeliği sırasında askerlere nakit yerine emtia kuponlarının verilmesiyle sukuk kullanımına rastlanılmıştır. Günümüz İslami sermaye piyasalarındaki sukuk ticareti, orta çağ dönemindeki bu uygulamanın modernleştirilmesi olarak düşünülebilir.

Tahvil için İslami bir alternatif olan sukuk, finansal sertifikalar için kullanılan Arapça bir terimdir. AAOIFI sukuku “mevcut mal (ayn), menfaat veya hizmet ya da belirli / mevcut bir proje veya özel bir yatırım faaliyeti halinde bulunan varlıklar üzerinde şayi ortak mülkiyeti ifade eder şekilde ve birbirine eşit değerde ihraç edilen sertifikalardır.” şeklinde tanımlamaktadır. Sukuk belgesi, bilinen bir varlığın mülkiyetindeki eşit değeri temsil eder ve sertifika sahipleri varlığın mülkiyetinde ortaktırlar. Öyle ki Şer’i bir zorunluluk olarak sukuk sahipleri dayanak varlığın mevcutta bulunan bir çıkarına veya mülkiyetine sahip olmalıdır.

Muhammed Ayub, Türkiye’de yaygın olarak kullanılan sukuk türü olan icare sukukunu “iyi tanımlanmış ve bilinen varlıkların sahipliğini temsil eden menkul kıymetlerin kira sözleşmesi” olarak tanımlamaktadır. Şirketler veya kamu kurumları kendi mülkiyetinde bulunan gayrimenkullerini, makine ve teçhizat gibi varlıklarını dayanak varlık olarak sertifikalaştırarak Varlık Kiralama Şirketi aracılığıyla,  mülkiyetini yatırımcıya aktararak sukuk ihraç etmiş olur. Yatırımcılar ise, söz konusu varlıklar üzerinde payları oranında hak sahibi olurlar ve vade sonuna kadar varlıkların ürettiği getirilerden pay alırlar.

Sukuk sertifikaları geleneksel tahvillerden farklı olarak sözleşmeden doğan borçları değil, dayanak varlıktaki her sukuk sahibinin müşterek sahipliğini temsil eder. Geleneksel tahvillerdeki getiri faiz (kupon) ve anapara tutarı iken sukukta getiri, dayanak varlıktan elde edilen getiriyle orantılı olarak ödenen kâr şeklindedir. Sukuk sahipleri dayanak varlıkta mülkiyet haklarına sahipken, konvansiyonel tahviller genellikle borç belgesini temsil ettikleri için varlıkta mülkiyet haklarını taşımamaktadır. İhraççı ile yatırımcılar arasındaki sözleşmeye dayalı ilişki geleneksel tahvillerdeki gibi bir borçlu ve alacaklı ilişkisi değil, sadece bir ortaklıktır. Sukuk varlığa dayalı olmalıdır, ancak tahviller varlığa dayalı olmak zorunda değildir.

Sukuk son zamanlarda kurumsal organlar ve devlet kurumları tarafından üstlenilen projelerin ana gelir kaynaklarını oluşturmaktadır. Birçok Müslüman ülke havaalanları, güneş ve biyogaz santrallerinin inşası gibi büyük çaplı projeler için sukuku kullanmaktadır. Yatırımcılara veya sukuk sahiplerine makul miktarda likidite sağlayan sukuk, ihracıyla birlikte ihraççıların uluslararası pazarlardaki profilini geliştirir. Dünya üzerinde Malezya, Endonezya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Müslüman ülkeler sukuk ihracında liderliği taşırken, son yıllarda İngiltere ve Lüksemburg gibi Batılı ülkelerin de sukuk ihracına yöneldiği görülmektedir. Bu yönelimle birlikte sukuk İslami Finans sektörünün katılım bankalarından sonra en büyük ikinci enstrümanı haline gelmiştir.

Türkiye’de sukuk ihracına zemin hazırlanması için Nisan 2010 tarihinde Sermaye Piyasaları Kurulu (SPK) tarafından yayımlanan tebliğ ile kira sertifikaları tanımlanmıştır. 100 milyon dolar tutarındaki ilk özel sektör sukuk ihracı Kuveyt Türk Katılım Bankası tarafından Ağustos 2010 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Ocak 2011 tarihinde yayımlanan tebliğ ile de kira sertifikaları üzerindeki vergi belirsizliği ortadan kaldırılmış ve kira sertifikaları, yapılan çeşitli düzenlemelerle günümüzdeki formuna ulaşmıştır. Ülkemizdeki ilk hazine sukuk ihracı ise Ağustos 2013 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

2008 senesinde AAOIFI İslami Esaslar Komitesi tarafından yayımlanan ‘geri ödemeler konusunda garanti içeren uygulama İslami finansmanın kâr-zarar paylaşımını amaçlayan ruhuna ve esaslarına uygun değildir.’ içtihadı kâr-zarar ortaklığına dayanan muşareke ve mudarebe sukuku ihraçlarının azalmasına sebep olmuştur. İçtihada göre, getiri garantisinin sağlanması ve sukuk sahiplerinin olası zararlarının tazmin edilmesi şartları İslami finans ilkeleri ile uyuşmamaktadır. Ayrıca sukuka konu dayanak varlığın tüm hak ve yükümlülüklerinin sukuk sahiplerine ait olması gerektiği vurgulanan içtihatta, sukukun vade tarihi sona erdiğinde dayanak varlığın nominal değerde değil, net ve piyasa değerlerinde satın alınmasına izin verilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Günümüzde de sukukun işleyişine getirilen temel eleştiriler bunlardır.

Hisse ve varlığa dayalı finansman yoluyla sukuk, nispeten genç olmasına rağmen İslami finans sektörünün bankacılıktan sonraki en büyük ikinci aracıdır. Sukuk, altyapı finansmanına ve fon ihtiyacı olan yeni işletmelere uygunluğu ve de ekonomik kalkınmayı desteklemesi ile sosyal refahı artırmak için büyük potansiyel taşımaktadır. Ancak sukukun İslami finans ilkeleri ile olan uyuşmazlığı konusunda yapılan eleştirilerin dikkate alınıp, farklı yorumlamalara neden olabilecek boşlukların doldurulması gerekmektedir. Böylece İslami finansın adaletli bölüşüm, dürüst ticaret, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sağlanması ilkeleri korunarak geliştirilen ürün ve hizmet çeşitliliğiyle İslami finansın çok sayıda kişiye ulaşmasına olanak sağlanmış olacaktır.

Kaynak:

Ayub, M. (2017). İslami Finansı Anlamak. İstanbul: İktisat Yayınları.

Faizsiz Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetleme Kurumu (AAOIFI). (2017). Faizsiz Finans Standartları. İstanbul: TKBB.

Global Report on Islamic Finance; Islamic Finance: A Catalyst for Shared Prosperity? . (2016). Islamic Development Bank Group

Group, W. B. (2018). Islamic Finance Bulletin. Global Islamic Finance Development Center.

Islamic Finance Development Report.(2018). Thompson Reuters. Şubat 08, 2020 tarihinde https://ceif.iba.edu.pk/pdf/Reuters-Islamic-finance-development-report2018.pdf adresinden alındı

Yanpar, A. (2015). İslami Finans . İstanbul: Scala Yayıncılık.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir