En Yaygın Finansman Yöntemi Murabaha ve Eleştiriler

Türkiye’de faaliyet gösteren Katılım Bankalarının finansman ürünlerine ilişkin veriler incelendiğinde; yıllardır en çok kullanılan ürünler listesinde başı çeken murabahanın (vadeli-alım satım) ağırlık oranı katılım bankalarının kullandırdıkları fonlar içerisinde %85-%90 seyrettiği görülmektedir

Murabaha; alım-satım işlemlerinde piyasada faaliyette bulunan konvansiyonel bankalarla rekabet amacıyla cari faiz oranlarına son derece yakın kar payı oranı uygulanmasının yanında, işlemlerinin alım-satıma konu olan malların fiziki sahipliğine haiz olunmadan, fatura bazlı gerçekleştirilmesinden ötürü katılım bankalarına yönelik çokça eleştiriye sebep olan bir ürün.

Mudarebe (emek-sermaye ortaklığı) ve müşarekenin (iş ortaklığı) kullandırılan kredilerdeki oranının çok düşük olması ve murabahanın yukarıda bahsedilen şekilde çok yüksek oranlarda seyretmesi katılım bankalarının konvansiyonel bankalara benzetilmesine ve ciddi şekilde eleştirilmesine neden olmakta.

Fakat katılım bankalarında murabahanın bu kadar yoğun kullanılmasının haklı sebepleri  var. Öncelikle mevduat sahiplerinin kısa vadeli hesapları tercih etmesi mudarebe ve müşareke gibi uzun süreli projelere kaynak oluşturulmasının önünde ciddi bir engel. Diğer yandan geçmişte yaşanan ortaklıklarda ahlaki problemleri olan müşterilerin yasal boşluklardan yararlanarak katılım bankalarına verdikleri zararlar da unutulacak cinsten değil.

Bu yüzden; her ne kadar fıkıh alimlerince; katılım bankalarının Murabahalı satış (vadeli alım-satım) yerine Mudarebe (emek-sermaye ortaklığı) yöntemini yaygınlaştırmasının, dinimizin ruhuna daha uygun olduğu ifade edilse de müşterilerin faydasını gözetmek zorunda olan katılım bankalarının ellerindeki fonların vadelerinden ötürü de murabahayı tercih etmeleri şu an için zorunluluk hükmünde.

Murabaha nedir ?

En basit ifadeyle  peşin parayla mal alıp vadeli satımına murabaha denilmektedir. Sistem kapsamında katılım bankaları finansman kullandırımı ile müşteriye malı peşin alıp belirli bir kar payı ile vadeli satmaktadır.

Murabahada taraflar malın bilinen maliyetinin üzerine eklenecek bir kar marjı (maliyet+kar) üzerinden pazarlık yaparlar ve fiyatı belirlerler. Maliyete malın elde edilmesinde veya alınıp satılmasında katlanılan tüm maiyetler dahil olup, fazlalık ise üzerine eklenecek olan kardır.

Bilindiği gibi İslami kurallar açısından, her satış işleminde olduğu gibi,murabaha akdi ile yapılan satışlarda da uyulması gereken bir dizi kural bulunmaktadır.

Bu kuralların olmazsa olmazlarını özetle şöyle ifade edebiliriz:

1)Satışa konu olan varlık satış yapıldığı anda mevcut olmalıdır.

2)Satışın yapıldığı anda, satıcı, satışa konu varlığın sahipliğini taşıyor olmalıdır.

3)Satıcı, satışın yapıldığı anda satışa konu varlığın fiziki veya hukuki kontrolüne sahip olmalıdır.

4)Satışa konu olan varlık mütekavvim bir mal olmalı, bir değere sahip bulunmalıdır ve haram amaçlarla/varlıklarla bir ilgisi bulunmamalıdır.

5)Altın,gümüş veya para türleri murabahaya konu olamaz.

6)Bir kimseye ait borçlanmayı gösteren kredi dokümanları murabahaya konu olamaz.

7)Satılan mal ve hizmetin fiyatı akit anında kesin şekilde belirlenmiş olmalıdır.

8)Satış o anda ve kesin yapılmalıdır. Satış şarta bağlı olmamalıdır.

9)Satış garar yani belirsizlik içermemelidir.

10)Satışa konu varlığın, satış sonrası alıcıya teslimi kesin olmalıdır

11)Satışa konu olan varlığın özellikleri alıcı tarafından bilinmelidir.

Tanıtmaya çalıştığımız murabaha ürünü hakkında çokça eleştiriler bulunsa da katılım bankalarının danışma örgütleri (ürünlere ilişkin fıkhi izinlerin  alındığı uzmanlardan oluşur) tarafından gerçekleştirilen işlemlere ilişkin gereken standartların belirlendiği, ayrıca ilgili müdürlüklerce işlemlere ilişkin gereken incelemelerin titizlikle yapıldığı da bilinmektedir.

Diğer yandan katılım bankalarının mallarını üstüne almaması hususunda yapılan eleştirilere karşı da devletin sorumluluğu unutulmaktadır. Bankalar bu malları üstlerine alıp satması durumunda çifte vergilendirme oluşacak ve malın fiyatı ciddi derecede artacaktır. Bu da fon kullanacak tacirleri konvansiyonel bankalara yönlendirecektir. İslami bankacılığın yapıldığı birçok Batılı ülkede bile bu işlemlere ilişkin özel vergi istisnası tanımlanmasına rağmen ne yazık ki ülkemizde bu istisnalar henüz sağlanmamış durumdadır.

Dinimizde anlaşmaların yazılı olma zorunluluğunun bulunmaması ve gereken şahitliğin sağlanmasıyla şifahen de gerçekleştirilmesinin mümkün olması nedeniyle de katılım bankalarının bu yöndeki eleştirilerden bahsedilen mecburilikten ötürü muaf tutulması gerekliliği de çok sayıda fıkıh alimince  kabul edilmektedir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir