Geçmişi Aydınlatanlarda Bugün: Ebu Hanife

Fıkıh bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu (D. 699, Küfe – Ö. 767, Bağdat). Asıl adı Numân b. Sabit b. el-Numân Zuta’dır. Ebû Hanife künyesi, “Batıldan Hakka koşanların babası” anlamındadır. İslâm dünyasının bilim merkezlerinden Küfe şehrinde (şimdi Irak sınırları içinde) dünyaya gelmiş olan İmam Ebû Hanife, ehl-i sünnetitikadının mezhep öncüsüdür. Babası Sabit, Horasan’ın ileri gelenlerinden bir kişinin soyundan olup, Türk olduğuna dair görüşler yaygındır. Dedesi Zevta, halkı içinde İslam dinini ilk kabul edenlerdendir. Babası Sabit’in, Halife Ali ile görüştüğü rivayet edilir.

Numân, küçük yaşta Kur’anı ezberlemiş ve Arapçanın o zaman tasnif edilmekte olan sarf (dil bilgisi,), nahv (cümle bilgisi), şiir ve edebiyatını öğrenmiştir. Gençliğinin ilk yıllarında Ashab-ı kiramdanEnes bin Malik’i, Abdullah bin Ebi Evfa’yı, Vasile bin Eska’ı, Sehl bin Saide’yi ve hicri 102’de en son Mekke’de vefat eden Ebu’t-Tufeyl Amir bin Vasile’yi görmüş ve bunlardan hadis (Hz. Peygamberin sözleri) dinlemiştir.

İmam-ı Şabi’nin önerisiyle bilime sarılıp, ders halkalarına devam etmeye başlayan Ebû Hanife, önce kelam, iman ve itikadı ve münazara bilgilerini Şabi’den öğrenmiştir. Daha sonra Hammad bin Ebu Süleyman’ın derslerine on sekiz yıl devam katılarak  fıkıh (İslâm hukuku) öğrenmiştir. Hocası Hammad’ın dersine devam ettiği sırada sık sık Hicaz’a gidip Mekke ve Medine’de çoğu Tabiinden olan bilginler ile görüşür, onlardan hadis rivayeti dinler ve fıkıhmüzakereleri yapardı. Ayrıca Ehl-i beytten Zeyd bin Ali’den, Muhammed Bakır’dan dersler aldı.

Ebû Hanife tasavvuf bilgilerini Muhammed Bakır, ondan sonra da İmam Cafer-i Sadık’tan öğrendi. Ashab-ı kiramdan İbni Abbas’ın ilmini, Mekke fakihi Ata bin Ebi Rebah ve İkrime’den, Halife Ömer ve onun oğlu Abdullah’tan nakledilen bilgileri Abdullah bin Ömer’in azatlısı Nafi’den öğrendi.

Ebu Hanife, İslam dinine yaptığı hizmetleriyle İslâmiyet’i iman, amel ve ahlak esasları olarak bir bütün halinde insanlara yeniden duyurmuş, şüphesi ve bozuk bir düşüncesi olanlara cevaplar vermiş, önce itikatta birlik ve beraberliği sağlamış; ibadetlerde, günlük işlerde İslâm fıkhının esaslarını ve şeklini saptamıştır. Böylece, ikinci hicri yüzyılın dinin yeniden yayıcısı (müceddid) unvanını almıştır.

Ebû Hanife, “fıkhı” leh ve aleyhte olanı bilmek, tanımak diye tanımlamıştır. Bu tanıma göre fıkhı saptamak için, Edille-i şeriyye (şer’i hükümler)’ye başvururdu. Bunlar Kur’an, Sünnet (Peygamberin sözleri, davranışları), İcma-ı Ümmet (Eshab-ı kiramın bir sorun hakkındaki sözbirliği) ve Kıyas-ı Fukaha (hükmü verilmiş sorunlara benzeterek bir başka sorunu çözmek), yani kıyasa başvurur ve sorunu çözerdi. İşte Ebû Hanife; en mükemmel usullerle yaptığı uzun çalışmaları ve uygulamaları sonucunda çözdüğü ve tedvin ettiği (derlediği) fıkıh (hukuk) bilgileri ile Müslümanların ibadetlerinde ve diğer işlerinde İslamiyet’e doğru bir biçimde uymak için izleyecekleri yolu gösterdi ve bu yola “Hanefi Mezhebi” denildi. Ebû Hanife, ömrü boyunca insanları, imandan ayırmaya çalışan ve kendilerine “Dehriyyun” denilen fırkalarla mücadele etmiştir.

İmam Ebu Hanife’nin en önemli eseri Fıkhu’l-Ekber olup; bu eser, başta Ebû Mansur el-Matûridi olmak üzere birçok bilgin tarafından şerh edilmiş ve birçok kez Türkçe’ye çevrilmiştir. Ehl-i Sünnet akidesini, kısa, özlü ve son derece kuşatacak açıklamaktadır.

El-Fıkhül-Ebsât adlı eseri, Ata el-Cürcâni tarafından şerh edilmiştir. El-Âlim ve’l-Müteallim adlı eserinde, öğrencisi Ebû Mukatil’in sorularına verdiği cevaplar yer almaktadır.

Ebû Hanife, fıkhı ilk kez kollara ayırıp her kolun bilgilerini ayrı ayrı toplamış, usuller koymuş, “Feraiz” (İslâmi açıdan yapılması zorunlu olan şeyler) ve “Şurût” (şeriat yasaları) kitaplarını yazmıştır. Ayrıca Ashab-ı kiramın, Peygamber’den naklen bildirdiği iman ve itikad bilgilerini de toplayıp yüzlerce öğrencisine aktarmıştır, ilm-i Kelam uzmanları yetiştirmiştir.

İslam tarihinde takva sahibi kişiliğin timsallerinden olan İmam Ebû Hanife, hayatı boyunca zulme rıza göstermemiş, bu ilkeye sadık kalmak uğruna ölümü bile göze almış, nitekim prensibinden taviz vermediği için şehid edilmiştir. Abbasi devletinin ikinci halifesi Ebu Cafer Mansur, İslâm’a aykrı davranışlarına ve yönetim anlayışına fetva vermeyen Ebu Hanife’yi önce hapsettirmiş, sonra işkenceyle ve zehirleterek öldürtmüştür. Ölümünden sonra çokları onu rüyasında gördüklerini söylemişler ve mezarını ziyaret ederek, onun büyüklüğünü dile getiren rivayetler anlatmışlardır.

Selçuklu Sultanı Melikşah’ın vezirlerinden Ebu Sa’d-i Harezmi, Ebu Hanife’nin mezarının üzerine mükemmel bir türbe ve çevresine de bir medrese yaptırmış, daha sonra Osmanlı padişahları bu türbeyi defalarca tamir ettirmiştir.

Ebû Hanife’nin ünlü sözleri ve öğütlerinden bazıları şunlardır:

“ Allah bize, insanların mümin olanlarını sevmemizi, onlara karşı saygı beslememizi ve asla kırıcı olmamamızı, kalplerinde ne sakladıklarını bilemeyeceğimizi, hareketlerimizi buna göre ayarlamamızı emretmiştir.

“Mümin, Allah’ın kendisini devamlı denetlediğini bilir. Kimsenin bulunmadığı bir yerde ya da herkesin yanında olsun, mutlaka Allah’ın onu denetlediğine inanır. Krallar ve sözde büyük adamlar ise, ne gizli ve ne de açık bir yerde herhangi bir kişiyi denetleyemezler.

“Eğer bilmediklerim ayağımın altında olsaydı, başım göğün en yüksek katına değerdi.”

ESERLERİ:

Fıkhu’l-Ekber (Hasan Basri Çantay’ın Fıkh-ı Ekber çevirisi, 1954),El-Fıkhül-Ebsât, El-Âlim ve’l-müteallim (Yazma nüshası Kahire Kütüphanesi’ndedir), Er-Risâle (Yazma nüshaları Kahire Kütüphanesi’ndedir), El-Vasıyye (Avrupa kütüphanelerinde ile Kahire Kütüphanesinde nüshaları vardır. el-Baberti şerhinin Nuru Osmaniye, Ayasofya, Bayezid ve Selim Ağa kütüphanelerinde yazma örnekleri vardır.)

Kaynak: biyografya.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir