Geçmişi Aydınlatanlarda Bugün: İmam Serahsî

İmam Serahsî (r.a.) hazretleri, Hanefi Fıkhı’nın en temel fıkıh eseri olan ‘Mebsût’u hapishane / kuyuda yazmış büyük bir alimdir. Eser günümüz Türkçesi’ne 31 cilt olarak tercüme edilmiştir.

Ebû Bekr Şemsü’l-eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed es-Serahsî (ö. 483/1090)

el-Mebsût adlı eseriyle tanınan Hanefî fakihi İmam Serahsî; nisbesinin de gösterdiği gibi bugün Türkmenistan-İran sınırında bir kasaba olan Serahs’ta veya civarında doğmuştur.

Türk soyundan geldiğine dair açık bir delil yoksa da Buhara’da tahsil görmüş, sonra ders vermiş olduğuna, eserlerini Özkent (Uzcend) Hapishanesi’nde yazdığına ve hayatının son yıllarını Mergīnân’da (Fergana) geçirdiğine bakılırsa kendisi Karahanlılar Devleti âlimleri arasında yer almalıdır.

Adı kitaplarının dîbâcelerinde yukarıda yazılan şekilde geçmektedir; genç bir çağdaşı olan Necmeddin en-Nesefî, Zehebî ve onu izleyen kaynaklar da ismini böyle kaydeder.

Serahsî ikinci Şemsüleimme unvanıyla tanınırdı. Bu unvanı taşıyan ilk kişi hocası Halvânî idi. Eserlerinin sayısı bakımından şüphesiz en büyük Müslüman fakihlerinden biridir.

İbn Kemal, keyfiyet yönünden onu Ebû Hanîfe ve Şeybânî’den hemen sonra Hassâf, Tahâvî, Kerhî ve Halvânî ile birlikte üçüncü sıradaki müctehidler tabakasına koyar.

Yazılarında yalnız Arapça’yı kullanırdı. Birçok defa bulûğ çağı vb. meseleler münasebetiyle Türklerden bahsetmiştir ki, bu da onun Türk olarak kabul edilmesinin daha uygun olacağını gösterir.

En eski biyografi müellifleri doğum yılını zikretmez. 400 (1009-10) yılında doğduğunu ve on yaşında ticaret maksadıyla Bağdat’a gitmiş olan babasına refakat ettiğini sanılır. Hiçbir kaynak doğum tarihini zikretmez.

Ölüm tarihi için biyografik eserler umumiyetle 483 (1090-91) yılını zikreder. Biyografisini yazanlardan İbn Kutluboğa ve Kefevî’nin, “Kendisi hapishaneden çıkarıldığı zaman hayatının sonuna doğru Fergana’ya gitmiştir” demeleri 483 yılını desteklemektedir. Serahsî Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr’inde bu mesut hadisenin 480’de (1087) vukua geldiğini ve hemen Mergīnân’a giderek hapishanede başlamış olduğu eserinin geri kalan kısmını burada tamamladığını söyler.

Hocası Halvânî derslerini Buhara’da veriyordu. Kaynaklara göre sonraları bu meşhur fakihin parlak bir halefi olan Serahsî uzun yıllar bu derslerde bulunmuştur.

imamSerahsitubesiİmam Serhasi Türbesi

HAPİS HAYATI

İmam Serahsî’nin biyografisini yazan en eski müellif olan İbn Fazlullah el-Ömerî Mesâlikü’l-ebśâr’ında Serahsî’nin büyük bir kelâm âlimi, fakih, fıkıh usulü uzmanı ve münazara üstadı olduğunu belirtmektedir.

Çağdaşları ile tartışmaları bir iz bırakmamış ve günümüze kadar gelmemişse de onun uzun yıllar hapiste kalmasının hükümetin zıddına giden hukukî-siyasî meselelerde sarsılmaz düşüncelerinden başka bir sebebi bulunmadığını söylemek yerinde olacaktır.

Hapishanede iken kaleme aldığı, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin bir eseri üzerine yazdığı notlardan oluşan Nüket’in hâtimesinde bizzat kendisi hapsedilme sebebini üstü kapalı biçimde şu şekilde kaydetmektedir: “Bunlar Muhammed’in Ziyâdâtü’z-ziyâdât’ının ibareleri üzerine düşününce aklıma gelenler ve onun fıkhından anladıklarımdır; nasihat amacıyla söylediğim bir söz sebebiyle hapisteyken kurtuluş ümidim kalmayınca imlâ ettim …”

Serahsî Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr’de kendisini sultanın hapse attığını ve buna bazı zındıkların sebep olduğunu belirtmektedir. Hapishane yaşantısına ait bir biyografi kaydında şöyle der: “Ailesinden, çocuklarından ve hatta kitaplarından uzaklaştırılmış olan kimsenin dikte ettirdiği …”

Biyografisini yazanlar bundan hapisten kurtulmasından sonra da bahsetmez. Sonraları yalnız Özkent Kalesi’nde hapsedilmesinden sebepleri hakkında hiçbir tafsilât verilmeden söz edilir. İmam Serahsî eserlerinin hemen hepsini bu devirde kaleme almıştır. Çeşitli eserlerinin önsözleri veya hâtimelerinde, hatta bazılarının içinde Özkent Kalesi’nde hapiste iken dikte ettirdiği ve nihayet buradan çıkarılınca Mergīnân’da yerleştiği açıkça ifade edilir.

Bazı yeni âlimler, onun hapse atılmasının sebebi olarak kötü ruhlu bir devlet adamı olan Ebû Nasr Ahmed b. Süleyman el-Kâsânî’yi düşünmüşlerdir. Bu zat önceleri baş kadı idi, ardından vezir oldu, daha sonra hükümdar tarafından idam edildi. Kâsânî Batı Karahanlılar’ın veziriydi. 467 (1074-75) yılında veya kısa bir zaman önce Serahsî’nin hapsedildiği yer olan Doğu Karahanlılar’ın başşehri Özkent’in bu hükümdarların batı kollarının işgali altında bulunduğunu gösteren yeni veriler bulunmuştur.

Şemsülmülk Nasr’ın 461’de (1069) fakih İsmâil b. Ahmed es-Saffâr’ı öldürdüğünü ve Serahsî’yi hapse atanın da o olduğunu söyler ki bu rivayet doğru görünmektedir.

Serahsî ancak 480 (1087) yılında hapisten çıkmıştır.

Bu zamana kadar Hızır Han (1079-1080) ve Ahmed Han (1081-1089) adlı iki hükümdar tahta geçmişti.

Gerçekte Batı Karahanlı Devleti’nde dindar fakihlerden bazılarını idam ettirmiş olan hükümetle ulemâ arasında bir gerginlik gözlenmektedir. Bu gerilimin sebeplerinden biri hükümetin haksız vergileri iken bir diğeri Sünnî çizginin dışına çıkılması şeklindeki suçlamalardır. Serahsî’nin çeşitli kitaplarına düştüğü notlar hapsedilme sebebinin bu türden bir suçlama olabileceğini akla getirmektedir.

Ulemâ ile Karahanlı hakanı arasındaki gerilimin had safhaya ulaştığı bir dönemde ulemâ, Hükümdar Ahmed Han b. Hızır’a (1081-1089) karşı Selçuklu Hükümdarı Melikşah’tan yardım istemiş, o da 482 (1089) yılında Özkent içlerine kadar uzanan bir sefere çıkmıştır.

Bu hadiseden kısa bir zaman önce Serahsî’nin hapisten çıkarılması acaba bu gerilimi yumuşatmak için atılmış bir adım mıydı? Kaynaklar bu konularda suskun görünmektedir. Ancak her gün Serahsî’nin şikâyet ettiği yeni vergiler konmaktaydı ve Serahsî, bu haksız vergilerin ödenmesine karşı gelebilenlerin bu hareketlerini doğru bulmakta ve bunun o kimseler için daha erdemli bir davranış olduğunu belirtmektedir.

Onun hayat hikâyesini yazmış olan Kefevî de bu hususa işaret etmektedir. Vergilere karşı gelişen halk hareketinin öncüsü olarak Serahsî’nin devrin istibdadının başlıca kurbanlarından biri olması kolayca anlaşılabilir. Cehlemî “hükümdar onu tevkif edip Özkent’e ulaştırınca” diye hikâye etmektedir; bu ihtimal onun merkezî bir yerde Buhara’da tevkif edildiğini ve Özkent’e gönderildiğini gösterir.

MEBSÛT’U HAPİSTE YAZDI

İmam Serahsî (r.a.), el-Mebsût’un imlâsından sonra daha bir yıl hapiste kalmıştır. Buna göre 466 (1073) tarihi asıl eserin başında bulunacakken herhangi bir sebeple 27. cildin başına konulmuştur. Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr’in hâtimesinde açıkça belirtildiği üzere Serahsî, 20 Rebîülevvel 480’de (25 Haziran 1087) hapishaneden çıkarılmıştır.

Buna göre ilimle meşguliyet açısından faydalı olan hapis hayatı on beş yıl kadar devam etmiştir. Bu başka hadiselerle de teyit edilmektedir. Serahsî el-Mebsût, 8. s.80’deki bir kaydında 2 yıldan beri hapiste olduğunu söyler.

Serahsî’nin biyografisini yazanlar onun bir kuyu içine atıldığını, derslerini bu kuyu içinden verdiğini ve talebelerinin kuyunun ağzında notlarını aldıklarını söyler. Serahsî kendi hayatına dair bir ifadesinde (el-Mebsût, “İkāle” bahsinin sonunda, basma nüshasında yoktur, fakat yazmaların çoğunda mevcuttur) şöyle der: “Çok yorucu bir yer olan hapishaneden çıkarak hürriyet ve huzurun tamamlanmasını bekleyerek …”

Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr’in birtakım yazmalarında şu hâtime bulunmaktadır: “İmlâsı Özkent’te 1 Zilkade 479’da Emîr Gûn lakaplı, sabırlı ve zeki şeyhin, yani Ebû Ali Hüseyin b. Ebü’l-Kāsım’ın evinde başladı. Bu imlâ ‘Emân’ bahsine kadar devam etti. Sonra bize Özkent Kalesi’nde yazmamız emri verildi; bu da ‘Şürût’ bahsine kadardır. Hapisten çıkarılma 20 Rebîülevvel 480’de vukua geldi.”

Bütün bunlara göre Serahsî’nin ilk önce kalenin bir kuyusuna atılmış olması, ardından kendisine ders verme imkânının tanınması, daha sonra da Uśûl’ünün önsözünde zikredilen kalenin bir zâviyesine nakledilmesi, arkasından bir üst düzey yetkilisi olan Emîr Gûn’ün evinde nezâret altında tutulması, sonra kaleye nakledilmesi ve nihayet serbest bırakılması mümkündür.

İLMÎ FAALİYETİNİN HUSUSİYETLERİ

İmam Serahsî siyasî sebeplerle hapsedilmişti. Şu halde kendisi tarihî hadiselerin arka planındaki siyasî maksatlar hakkında derin müşahedeler serdedince buna şaşmamak gerekir.

Meselâ Hz. Peygamber’in Mekke müşrikleriyle 6 (627) yılında yapmış olduğu Hudeybiye Antlaşması Müslümanların aleyhine görünüyordu. Bununla beraber Müslümanlar düşmanlarının sebep olduğu hiçbir felâkete mâruz kalmamışlardı.

Hiçbir tarihçi veya siyer müellifi, Hz. Ömer gibi ileri gelen bir sahâbînin muhalefetine rağmen Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in bu tarz hareketinin ikna edici bir izahını vermemiştir. Serahsî Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr’inde bunu şöyle açıklar: “Peygamber bu (aleyhte) durumu kabul etmişti, çünkü bunlar o sırada Müslümanların lehinde olan şartlardı. Gerçekte Mekkeli müşriklerle Hayberli Yahudiler arasında eğer Resülullah (s.a.v.) bu iki taraftan biri üzerine sefer edecek olursa diğer tarafın hemen harekete geçip -Mekke ile Hayber arasındaki yolun ortasında bulunan- Medine’yi işgal edeceğine dair bir tertip mevcut bulunmaktaydı.”

ESERLERİ

1) el-Mebsût
(Türkçeye 31 cilt olarak tercüme edilen eser, Hanefî mezhebindeki fıkhî görüşlerin ve delillerinin en geniş şekilde ele alındığı ve sistemli bir tahlilinin yapıldığı ilk ve en hacimli çalışma olmuştur. el-Mebsût, mezhebin temel görüşlerinin tesisi ve doğruluklarının ispatıyla ilgilenmeyerek diğer bütün görüşler hakkında tarafsız şekilde sistemli bir tahlil yapan büyük eserlerin ilki durumundadır. Diğer bir ifadeyle bu eserlerin meseleyi ele alışları felsefî mahiyette olup Serahsî de mezhebinde meseleleri bu yönden inceleyenlerin ilk mümessili durumundadır.)

2) Śıfatü eşrâti’s-sâ’a ve maķāmâti’l-ķıyâme

3) Şerĥu (Nüketü) Ziyâdâti’z-ziyâdâ

4) Şerĥu’l-Câmi’i’ś-śaġīr

5) Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr

6) Uśûlü’l-fıķh (Uśûlü’s-Seraħsî)

 

Kaynak: akkalemler.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir