Gelecek Gençlerin Geninde

Vakıf Kültürünün Önemi

Vakıflar, bir medeniyetin ne kadar paylaşımcı ve ne kadar yardımlaşmacı bir yapıya sahip olduğunun en açık ibaresidir. Zengin ile fakirin arasında bir bağdır vakıflar.. Bugünün gençlerine sahip çıkıp yarının ahlaklı devlet başkanlarını, öğretmenlerini, iş adamlarını yetiştirmeye talip kapılardır.. Günümüzde anneler babalar evlatlarını bir başka şehre okul okusun da büyük adam olsun idealiyle gönderirken vakıflara emanet ediyorlarsa geriye sadece bu sistemi anlamak ve bu sistemin ücret talep etmeden çalışan mekanizmalarına hürmet etmek kalır geriye. İçinde bulunduğum sosyal yapıdan dolayı bazı vakıflarla gerek yazı çalışmaları ve gerekse de gönüllü bazı hizmet gayretleri için hem halim. Yapmış olduğum gözlemlerden bugünün gençlerinin nasıl da Allah için ilahi kelimetullah için yandıklarını görüyorum. Bu gençlerin tek bir derdi var “Önce Allah’a kul, sonra da memlekete hayırlı evlat olmak” Şimdi böyle bir zihniyetle yetişen bir neslin önünde ne durabilir? Bu nesli hangi enginler durdurabilir? Ne yazık ki bu nesli durdurabilecek acı bir gerçek var o da “faiz” belası. Bunun muhtevasına aşağıdaki bölümlerde değineceğim.

Balçıkta Gül Bitmez

Vakıflar böylesine nezih ve ehemmiyetli bir vazife üstlenmişken güzel sonuçların elde edilmesi muhtemeldir. Zira üniversite hayatına başlamış varlığı ve varlığın sebeplerinin arandığı bu dönemde STK’lar, gençlerimizin elinden tutup onları hayat-ı dünyeviyeye adeta hazırlıyorlar. Bu çok hoş bir durum. Memleketinden çıkmış TÜGVA gibi sistemli ve manevi hacmi çok yüksek bir vakıfla tanışmış bir kardeşi örnek gösterelim. Üniversiteye yeni başlamış kardeşimiz, vakfın imkanları sayesinde kendisini derslerine ve manevi dünyasına adamış sayalım. Sürekli teşkilat içi vazifelere de koşturuyor diğer kardeşler gibi. Fakat bu kardeşimiz, bir gün üniversite bahçesinde otururken falanca faizli bankanın filanca esnek hesaplı bir kartını belki bir ara ineternetten alışveriş yaparım, hem bazı siteler için ücretsiz taksit imkanı da var diyerek almış bulundu. Zaman ilerledikçe günlerden bir gün bu kardeşimiz paraya sıkıştı ve esnek hesabı kullanarak faizli bir borç almış oldu o bankadan. İşte ne yazık ki bu kardeşimiz yapmış olduğu o hayırlı hizmetlerin hepsini bir kenara atmış oldu ve küresel faiz lobilerinin gücüne birkaç lira da olsa katkıda bulunmuş oldu. Bu haram paranın genç kardeşimizin hayatına nasıl sirayet ettiğini hayal edebiliyor musunuz? Sahihi Müslim’de geçen bir hadiste Peygamber efendimiz buyurmuştur ki; Faiz alana da verene de lanet olsun!. Peygamber efendimizin lanetine uğramış bir kardeş nasıl manevi hacmini arttırabilir, yaptığı ibadetlerde nasıl feyz alması beklenebilir ki? Bir başka hadisi şerifte ise;” Allahü teâlâ, dört kimseyi Cennete koymaz: Bunlar, devamlı içki içen, faiz alan, yetim malı yiyen ve ana-babasına asi olandır.” Faiz konusu cennet yüzü gördürmeyecek kadar hassas bir konu iken bizler nasıl olur da neme lazım diyebiliriz? Bu genç kardeşimiz cennete giremeyeceği için huzur-u mahşerde yakamıza yapışırsa ve derse ki “Neden uyarmadınız?” biz o esnada ne diyebiliriz? Böylesine ehemmiyetli bir mesele kesinlikle pas geçilebilecek bir şey değildir. Bugünün gençleri yarının öğretmenleri, mühendisleri, avukatları ve nihai ve en kutsal meslek olan anne ve babaları olacaklar. Faiz yemeye alışmış bir evebeyn, evladını nasıl Allah’a ve vatana ısmarlayabilir?

Birlikten Kuvvet Doğar

Konunun önemine değindikten sonra çözüm sunacak pek çok çözüm önerisi mevcuttur fakat mümkün olduğunca uygulanabilirliği yüksek önerilerde bulunmak gerekiyor. Bugün katılım bankaları pasta payından şikayetçi, toplum da faizden dert yanıyor. Bu iki grubu bir araya getirerek bir sonuç elde edilemez mi? Örneğin Kuveyt Türk TÜGVA ile Ziraat Katılım Hayrat Vakfı ile anlaşsa ve bu bankaların eğitim birimleri insanlara faizi ve faizsiz bankacılığı anlatsa. Evet katılım bankacılığı biliniyor ama insanların akıllarında hala şüpheler var ve işin manevi boyutu için çok tedirgin olabilmekteler. Bankalar ve STK’lar güçlerini birleştirip gençliğimizi yani bu ülkenin fidanlarını islami usullere dayanan finans modeliyle sulaması kadar ahsen ne olabilir? Öteki tarafta Allah Allah nidalarıyla Ayasofya sloganları atan kardeşimiz ise ertesi gün bir faizli bankadan nakit avans kullanıyorsa tebliğ ve cihat meseleleri başından bir daha düşünülmeli. Bir insan hem faiz yiyip hem de din adına koşturabilir mi? Bu gençlik heyecanını faizle bulandıran bir kardeşimiz ileride avukat olduğunda ne kadar hakkı ve hukuku gözetebilir? Veya öğretmen olacak kardeşimiz ne kadar sağlık bir nesil yetiştirebilir ki? Sevgili okur! Unutma ki biz cennetten geldik ve yine orayadır dönüş içindir bütün mücadelemiz..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir