İktisat Tarihi Alanının Öncü İsimlerinden Prof. Dr. Murat ÇİZAKÇA ile Özel Röportaj

KTO Karatay Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finans bölümü akademisyenlerinden Prof. Dr. Murat ÇİZAKÇA hocamızla, muhabirimiz Rabia Bulut’un takipçilerimiz için gerçekleştirdiği röportajı istifadenize sunarız…

Yakın zamanda üniversitelerde lisans, yüksek lisans, doktora programları açıldı. Geçen on yılı değerlendirdiğinizde akademik faaliyetler açısından gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz? 

Bu zor bir soru aslında. Çünkü bu programların içeriğini görmek lazımdır. Orda verilen dersleri, kimin hangi dersi verdiğini ve hocaların yetki durumlarını görmek lazımdır. O yüzden objektif bir değerlendirme yapmak için bu bilgilere sahip olmak gerekir. Yalnız ben bu konuda şunu söyleyebilirim, çeşitli konferanslara katılıyorum sürekli olarak. Benim karşıma aşağı yukarı 20-25 yaşlarında gençler geliyorlar ve benim yaptığım çalışmalar hakkında bana fikirlerini söylüyorlar. Görüyorum ki iyi okuyorlar. Oldukça bilgililer. Daha fazla derine indiğimde görüyorum ki bunların önemli bir kısmı yurt dışında doktora yapmışlar. Pek adı sanı duyulmayan Anadolu üniversitelerinde çalışıyorlar. Şunu söylemeye çalışıyorum, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve TÜBİTAK gibi kurumlar, bu gençlere yurt dışında doktora yapmaları için burs veriyorlar. Bu destekle birlikte çok sayıda yurt dışına gidip doktora yapan var. Döndüklerinde de mecburi hizmet olarak Anadolu’nun çeşitli üniversitelerinde görev alıyorlar. Olumlu yönde değerlendiririm. Kolay değildir bu işi yapmak.

Yalnız şöyle bir görüşümü de belirtmem gerekiyor. Aslında “Centres of excellence(mükemmelliyet merkezleri) kurmak gereklidir. Yani bu insanları Anadolu’nun her tarafına dağıtmak yerine Anadolu’nun belirli yerlerinde Centres of excellence olsa ve bu gençler buralarda yoğunlaşsalar daha verimli olur diye düşünüyorum. Her üniversite doktora vermemeli. Yeni açılan üniversiteler doktora veriyorlar. Bunu uygun görmüyorum. Örneğin KTO Karatay Üniversitesi bu konuda doğru bir program uyguladı. İslam Ekonomisi ve Finans bölümü lisansüstü eğitimden önce lisans eğitimi vermeye başladı. Kurulur kurulmaz doktora eğitimi vermek makul değildir. Özellikle doktora programlarının birkaç Centres of excellence da yürütülmesi daha doğru olur.

İslam İktisadı ile ilişkili bölümlerden çok sayıda mezun veriliyor/verilecek. İş imkânları açısından baktığımızda öğrenciler açısından bir yığılma tehlikesi ön görüyor musunuz?

En önce şunu belirtmem gerekiyor. Benim İslam Ekonomisi ve Finansına giriş kitabımda syf.74’de İslami finansın dalları adında bir grafik yer alıyor. Orada da göreceksinizdir. Herkesin faal olduğu alan, İslam Bankaları ve Tekafül’dür. Fakat bu buzdağının sadece küçük bir kısmıdır. Okyanusun altındaki devasa büyük buz kütlesini göremiyoruz. İslami Finans üç sektörden oluşur. İlki özel sektördür ve bunun alt dalları ise İslam bankaları, Tekafül, Risk Sermayesi ve Mikro-Finans’tır. Mikro-Finans sektöründe Bangladesh’teki Grameen   Bank ve Malezya’da uygulanan Tabung Haji gibi büyük kuruluşlar vardır. Grameen Bankası mükemmel bir mikrofinans kuruluşudur ancak İslamî değildir. Daha doğrusu, kurucusu Prof. Muhammaed Yunus bankayı İslamî olması için planlamış ancak yersiz bir devlet müdahalesiyle bunun önü kesilmiştir. Tabung Haji’nin görevi hacca gidecek insanlarla ilgilidir. Bu kurum hacı adaylarındannyıllık aidat toplar. Küçük küçük tasarruflarınızı yatırmaya başlıyorsunuz. Ne zamanki tasarrufunuz hacca gitmeye yetecek boyuta ulaşırsa sizi hacca gönderiyorlar. Yatırılan para ise yatırım yapmak için kullanılıyor. Risk sermayesi bölümü ise, Amerika’da “Venture Capital” diye bilinir. Esas Mudaraba yani İslami Mudaraba ortaklığının günümüzde uygulanması budur. Bunlar özel sektör işlevidir. İkincisi Vakıf Sektörüdür. Vakıflar başlı başına büyük bir sektördür zaten. Şimdi ise hisse senedi vakıflarıyla, vakıf sistemi modernize edilebilir. Günümüzde gayet güçlü bir şekilde kullanılmaya uygundur. Üçüncü ise Devlet Sektörüdür. Alt dallarında ise Esham ve Sukuk bölümleri vardır. Tüm bunları birleştirdiğimiz zaman muazzam bir finansal sektör ortaya çıkar. O yüzden kötümserliğe kapılmamızın hiçbir gerekçesi yoktur.

Sizce Katılım Bankaları tam anlamıyla, gerçek mana da faizsiz bankacılık yapabiliyorlar mı? Önlerinde hangi engeller var? İşleyiş modellerinde hangi değişiklikler yapılmalı? En baştan siz tasarlayacak olsanız, nasıl bir faizsiz bankacılık sistemi tasarlardınız?

İlk katılım bankasını yani faizsiz İslami Bankacılık sistemini tasarlayan kişi Ahmet el Neccar’dır. Ben tasarlasaydım Ahmet el Neccar’ın görüşünü ve uygulanışını devam ettirirdim. Benim görüşüme göre mükemmel bir modeldir. Hem bankanın borçlu tarafında hem de alacaklı tarafında, Mudaraba’yadayanan bir sistemdir. Ama bu sistem terk edilmiştir. Şimdi ise onun yeniden uygulanabilmesi pek kolay değildir. Artık %100 Mudaraba sistemine geçilemez maalesef. Ama ne yapılabilir, şuan ki İslam bankalarında daha fazla Mudaraba ve Müşarekekontrat türü uygulanabilir. Bu kontrat türlerine iki şekilde teşvik yapılabilir. Birincisi vergiler yoluyla olabilir. Banka Murabaha ve Teverruk enstrümanlarını kullanarak kâr yaptığında, bunlar tamamen vergilendirilebilir. Ama banka Mudaraba uygulayıp kâr yaparsa bu kârdan alınacak vergi oranı sıfırlanır. Müşareke yapıyor ise vergi oranı gene ciddi bir şekilde düşer. Bu şekilde bankanın riski arttıkça vergi yükü sıfıra yaklaşır. Bununla birlikte ikinci bir teşvik olarak kotalar getirilebilir. Yani Merkez Bankası veya BDDK, İslam Banklarına toplam yatırım portföylerinin belirlenen bir oranında Mudaraba ve Müşareke yatırımları yapmalarını zorunlu hale getirebilirler. Ben bu öneriyi 1989 yılında yazdığım bir kitapta önerdim. Fakat hiç kimse benimsemedi. Kabul edilmedi ve kabul edilmeyince de sonuç ortadadır.

Neden Katılım Bankaları piyasa payını %6’nın üzerine çıkaramıyor? Neler yapılmalı, tabana nasıl yayılmalı? %99’u Müslüman olan bir ülkede neden bu kadar büyük bir faiz hassasiyeti yoksunluğu yaşanıyor? Problem sistemde mi,tanıtımda mı, iletişimde mi?

Bu bankalar, ilk kurulduklarında konvansiyonel bankacılar geldiler ve sisteme girdiler. Ahmet el Neccar bu duruma itiraz etmişti ama etkili olamadı. Bu tip insanlar konvansiyonel bankacılardır. Bunlar gelip İslam bankalarını kendi bankalarına benzetmeye çalışmışlardır. Psikolojik bir durum olsa gerek. Bunu yaparken de İslami çevrelerden itiraz geliyor tabi. O zaman da hile-i şeriyye’ye yöneliyorlar.  Yani bu da şeriata uydurulmuş bir durum oluyor. Normal faizli bir enstrümanı şeriata uygun hale getiriyorlar.  Bunu yaparken de maliyetler yükseliyor. Şeriata uygun hale getirirken, konvansiyonel sistemde X, Y, Z’den oluşan bir işleme X,Y,Znin dışında bir de A,B, C’yi de eklemeleri gerekiyor mecburen. Araya başka başka adımlar sokuyorlar ki, kimse bunun şeriata aykırı olduğunu anlamasın diye. Bunu uygulayınca da maliyetler yükseliyor. Maliyetler yükselince de mudiye düşük kâr payı dağıtılıyor. O yüzden de bu bankaların mudi açısından çekiciliği kalmıyor.

İslam coğrafyası açısından düşündüğünüzde bir gün İslam İktisadı kapsamında ekonomik bir birlikteliğin kurulması ve faizsiz bir bölgesel sistemin inşa edilmesi mümkün mü? Nelere ihtiyaç var? Neler yapılmalı? Türkiye bu alanda öncü devlet olabilir mi?

Bu şu şekilde olabilir, İslam coğrafyasında lider ülkeler öne çıkabilir ve onların liderliğinde bu yapılır. Tarihte de bu böyle olmuştur. Ortadoğu bölgesine baktığımızda 3 ülke görürüz. Osmanlı, İran ve Mısır. Bu üç ülke daima lider olmuştur. Bunların liderliğinde tabi ki böyle bir şey yapılabilirdi. Ama dini açıdan İran’la anlaşmak zordur. Fakat Türkiye ve Mısır rahatlıkla anlaşabilir. Bu üç ülke böyle bir sistem kurar da önder olurlarsa diğer İslam ülkeleri de bunları takip etmeye mecbur olacaktır. Türkiye de ise, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu lider olabilir. Bir ara bu konuda çok ümidim vardı. Meşhur bir balkon konuşmasında Kopenhag kriterlerinin Türkiye’de uygulanacağından bahsetti. “Bizi Avrupa Birliğine almasalar bile biz bu kriterlere Ankara kriterleri der ve uygulamaya devam ederiz” demişti. Kopenhag kriterleri ise, demokrasi, insan hakları,  özgürlükler ve hukuk devletinden oluşur. Bunlar olmayınca finans sektörü büyüyemez. Ekonomik büyüme de sağlanamaz. Ama bu aralarda FETÖ çıktı maalesef. Hukuk devleti çok zedelendi ve bu yönde çok sapma oldu. Cumhurbaşkanı yeniden o yöne gitmeye karar verirse, Kopenhag kriterlerini uygulamaya giderse, Türkiye neden lider olmasın? Çünkü Kopenhag veya Ankara kriterleri yumuşak güçtür. Türkiye’nin, Suriye’de gördük, zaten ciddi bir askeri gücü var, bu güce bir de yumuşak güç eklendiği zaman Türkiye neden lider olmasın?Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konuda düşünmesi gerekecektir.

Batı dünyasında İslami finansın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yüz yıllardır kapitalizmin maddi manevi esaretindeki bu toplumlara İslami finans faaliyetlerinin bir dönüşüm manivelasına verilmesi mümkün mü? Düşüncelerine, dünyaya bakışlarına, ekonomik faaliyetlerine bir dönüştürücü etkisi yapabilir mi?

Bir iktisat tarihçisi olarak bir kere şunu söylemek istiyorum. İslami finans Batı dünyasında yüzyıllar boyunca uygulandı. Geleceğinden önce geçmişi olduğunu bilmemiz gerekir. Batı dünyasında da faiz yasağı vardı, bütün ortaçağda. Herhangi bir medeniyette faiz yasağı varsa orada İslami Finansın esasları şu veya bu şekilde vardır. Batı dünyasında bütün ortaçağ boyunca devletler, prensler, üniversiteler ve şehirler faizsiz borç para almasını biliyorlardı. Onun için Batı, İslami finansa yabancı değildir. Onlar da uygulamışlardır. Geleceğine bakacak olursak, tabi ki gelişmeye de devam edecektir. Münih (LMU) ve Lüksemburg Üniversitelerinde ders verirken orada İslami Finansı anlattığım zaman anlıyorlardı.

Faizin gerçekten dünya ekonomisinden çıkarılması mümkün müdür? Bu bir hayal midir? Yoksa çok uzun yıllar boyu uluslarca gereken çalışmaların yapılması ve mücadelenin verilmesiyle ulaşılabilecek bir hedef mi?

Faiz şuan ekonomiden çıktı bile. Faiz Japonya’da eksi faize geçmiş durumda. Avrupa’da da 0 -%2 arasında değişiyor. Yani neredeyse faiz şuanda sıfırlanmış durumdadır. Onun için hayal falan değildir. Ama kastedilen bütün bir ekonomik sistemin içerisinden faizin atılmasından bahsediyorsanız o, o kadar kolay değildir ama imkânsız da değildir. Eğer İslam ülkeleri dediğimiz gibi Kopenhag kriterlerini uygulasalar ve bunu uygularken de tarihten gelen İslami Finans kurumlarını uygulamaya başlasak o zaman onlar bizi taklit ederler.

Bence esas mesele finanstadır. Aslında bu sorun her yerde görülür. Maliyeti düşürebiliyor musun? Eğer yeni bir finans kurumu oluşturuyorsanız ve bu maliyetleri düşürüyorsa sizi taklit ederler. Ama maalesef şu anda taklit eden taraf biziz. Çünkü onların sistemi mükemmele yakın bir şekilde çalışmaktadır. Mükemmel değildir ama mükemmele bizden daha yakındırlar. Onlar da krizlere girip çıkıyorlar. Onların bizi taklit edebilmesi, yönü ters çevirebilmemiz için ise; orijinal, kendi kültürümüzden ve tarihimizden kaynak alarak ama onlarınkinden daha iyi çalışan, maliyetleri daha fazla düşüren kurumlar icat etmemiz lazımdır. Ama bu icat da uydurma değil, kendi tarihimizden süzülerek gelen bilgileri içselleştirmemizle mümkündür. Tarihte daha önce 7-13 yüzyıllar arasında oldu böyle bir olay. Batılılar en önemli finansal kurumları İslam dünyasından aldılar, taklit ettiler. 18. Yüzyıldan sonra da biz onlardan kurum almaya başladık. Şu anda da harıl harıl almaya devam ediyoruz. Bunu yeniden tersine çevirebilmek için çok gayret edilmesi lazımdır.

İslam ekonomisi ile ilintili programlarda öğrenim gören öğrenciler için okumaları için birkaç kitap önerir misiniz?

Başlangıç olarak yeni basılan ders kitabımı, bir ders kitabı gibi değilde bir sohbet havasında ilerleyen İslam Ekonomisi ve Finansına Giriş başlıklı ve Karatay Üniversitesi tarafından yayınlanan kitabımı öneririm. Bir diğeri yine kendi kitabım olan İslam Dünyasında Vakıflardır. Hamdi Döndüren hocamızın kitaplarından İslami Ticaret ve İktisat İlmihali ile Kâr Hadleri kitaplarını önerebilirim. İngilizce olarak da muazzam kaynak vardır. Ama bu Türkçe kaynaklar mutlaka okunmalıdır. Ayrıca burada teker teker belirtmeme imkân olmayan ve Türkçe yayınlanmış olan çok sayıda fıkh kitabı da vardır. Bunlardan tarihteki finansal kurumların işleyişleri (modus operandi) öğrenilebilir.

İslam ekonomisi ile ilintili programlara dair tüm üniversitelerde uyulması sağlayacak bir yenilik getirme şansınız olsa bunu hangi alanda nasıl değerlendirirdiniz?

Az önce belirttiğim gibi, , İslam Ekonomisi ve Finans’ın sadece katılım bankacılığı ve Tekâfül’den ibaret olmadığını anlatırdım. Diğer tüm iş imkânlarını ve diğer işlevlerini, dallarını anlatırdım. İslami iktisat okuyan öğrencilere, iktisat ve finans tarihi dersleri konulmasını şart koşardım. Dersimi alan öğrencilerin şanslı olduğunu düşünüyorum. Şu açıdan; diğer üniversitelerde bu bölümde okuyan öğrencilere İslam iktisat tarihi anlatılmadığından ders doğrudan doğruya Tavarruk, Murabaha, Müşareke vs. gibi katılım bankalarının güncel kontratlarının anlatımıyla başlıyor. Tarihten gelen İslam iktisadının çıkışını, nasıl uygulanmaya başlandığı anlatılmadığı için öğrencilerin afalladığını düşünüyorum. Ben bu durumu Malezya’da gördüm. Malezya’da INCEIF Üniversitesi’nde doktora hocasıydım. Orada aynen bu şekilde öğretiliyordu. Burada lisans seviyesine anlattığım bu konuları Malezya’da doktora seviyesinde anlatıyordum ve öğrencilerim nasıl teşekkür edeceklerini bilemiyorlardı. “Hocam ancak şimdi anladık” diyorlardı. Kısacası, iktisat ve finans tarihi bilinmeden, İslami finansa girilmemesi gerekir.

Bu güzel röportaj için çok teşekkür ediyoruz

Ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir