İnsan “homo economicus” Değildir!

Bir önceki yazımızda İslam İktisadının temelinin oluşturan ön kabullerden bahsetmiş ve aşağıdaki şekilde sıralamamızı gerçekleştirmiştik. Hızlıca tekrar göz atıp sonra, yazı dizimize ilk maddeyi değerlendirerek devam edelim.

  • İnsanın “homo economicus” değil; yaratılış değerlerinden ötürü vazifeli, duyarlı ve sorumluluklarının bilincinde, maddi arzularının peşinde hayat tüketen değil, maddi ve manevi ihtiyaçları arasında denge kurabilen bir varlık olduğu kabul edilmelidir.
  • Günümüzde faiziyle beraber doğar hale gelmiş bulunan paranın hali hazırdaki sömürgen sistemden kurtarılıp, tüm insanlığın ortak şekilde faydalanacağı, hiç kimsenin baskı arıcı haline gelmeyecek şekilde yeniden tanımlanması; her türlü spekülatif girişime karşı sonsuz direnç gösterecek şekilde arındırılmış bir değişim aracı haline getirilmesi getirilmesi gerekmektedir.
  • Risksiz veya emeksiz kazanç engellenmelidir. Dolayısıyla faiz ve tüm kuramları terk edilmelidir.
  • Zenginlerin kaynaklara daha kolay şekilde ulaşmasının yolları tıkanmalı, para arzının tabandan başlayacak şekilde yönü değiştirilmeli, gereken ahlaki değerleri taşıyan tüm insalığın maddi kaynaklara ulaşmada eşit fırsatlara sahip olması sağlanmalıdır. Sınıf oluşumuna ve çatışmaya mahal verilmemelidir. Mal ve sermayenin belli ellerde toplanmasının engellenmelidir. Mal ve sermayeyi tedbirsizce harcanmasını engellenmelidir. İsrafın her türlüsü engellenmelidir.
  • Gelir ve vergi adaletsizlikleri giderilmeli sosyal devlet anlayışı tüm dünyaya örnek olacak derecede geliştirilmeli, desteklenmelidir.

Evet, bu yazımızda, ilk maddemiz olan “İnsanın ‘homo economicus’ değil; yaratılış değerlerinden ötürü vazifeli, duyarlı ve sorumluluklarının bilincinde, maddi arzularının peşinde hayat tüketen değil, maddi ve manevi ihtiyaçları arasında denge kurabilen bir varlık olduğu kabul edilmelidir” ön kabulunu inceleyeceğiz.

Ana akım iktisat insanı homo economicus olarak takdim etmektedir. Nedir bu homo economicus? Yaygın ve basit bir tanımlamayla açıklamaya çalışacak olursak:

Bireyin kendi faydasını düşünerek karar alması durumunu merkeze alan felsefi bir yaklaşımdır. İnsanın ekonomik kararlarını alırken hep kendi faydasını maksimize etme güdüsüyle hareket ettiğini, akılcı ve mantıklı davrandığını iddia eden bir ön kabuldür. İnsanın bencil doğduğunu, bu nedenle de tercihlerini hep kendinden yana olacak şekilde gerçekleştirdiğini kabul eder.

Kabul etmek gerekir ki, bu tanım günümümüz insanlığını gayet de güzel tarif etmektedir. Şimdi biraz düşünelim; gerçekler bu tanımdaki gibi midir? Yoksa insan birilerince bu hale mi getirilmiştir? İnsanın doğası sadece kendini düşünecek kadar bencil midir? Bu bencillik değişmez bir kaide midir? Açıklamasını yaptığımız ön kabulün kökenini Rene Descartes[1] zamanındaki tartışmalardan alır. Yani yaklaşık 400 senelik bir konudur. Hala daha da tartışılmaktadır. İşte günümüz dünyasının insanın manevi yönünü reddeden sadece maddi yönüne yoğunlaşan ve türlü insani kılıfları bu hakikatin üstüne örterek insanları sömüren sistemin temelindeki ön kabullerden biri olan homo economicus tanımını İslam İktisadı kabul etmemektedir.

Gerek Kuran-ı Kerim’deki öğreti, tavsiye ve emirler gerekse Efendimiz’in (s.a.v) hayatı ve hadisleri bu meselede biz Müslümanların bakış açısının bambaşka olduğunu/olması gerektiğini ortaya koymaktadır

Homo economicus denen varlık Londra’da bir partide şişesi 5.000 USD’lik şampanyasını yudumlarken Yemen’deki açlıktan ölen çocukları düşünmez. Tıpkı orada bu haltları yiyen İslam Dünyası’nın sırtına yapışmış sülük ailelerinin prenslerinin yaptığı gibi…

Yine bu homo economicus denen bu varlık sevgiline, eşine, metresine 25 karatlık pırlanta yüzüğü hediye ederken yasa dışı elmas ticareti çatışmalarından ötürü Sierra Leone, Angola, Liberya, Fildişi Sahili ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi çeşitli Afrika ülkelerindeki sivil savaşları ve öldürülen, esir edilen, işkence edilen, cinsel istismara uğrayan, hayvanlardan beter şartlarda çalıştırılan çocukları ve diğer insanları düşünmez.[2] Tıpkı dünyanın diğer kalanıyla beraber İslam Dünyasın zenginlerinin yaptığı gibi…

Tabi ki uç örnekler vermekle beni suçlayabilirsiniz. Fakat sıradan herkesi içeren şekilde örnekleri çoğaltmak mümkün. Sadece zenginler için değil. Bizler içinde. Ne demiştik tanımlama yaparken; “İnsanın ekonomik kararlarını alırken hep kendi faydasını maksimize etme güdüsüyle hareket ettiğini, akılcı ve mantıklı davrandığını iddia eden bir ön kabuldür.” Kendi faydamızı maksimize etmek için kullandığımız telefonlardan, kıyafetlerimize, arabalarımıza, ev eşyalarımıza, teknolojik eşyalarımıza kadar her şey daha ucuza ve daha fazla üretilmesi adına insanların sömürülmesine sebep vermektedir. Bugün birçok Afrika ve Asya ülkesinin vatandaşları ya dış güçlerce ya da yerel hükümetlerce insafsızca sömürülmektedir.

Bizlerin daha lüks bir hayat adına “ihtiyaç” olarak nitelendirdiğimiz eşyalarımız onların adeta uykularını kaçıran cellatlar haline gelmiş durumdadır. İşte İslam İktisadı bu rezilliğe karşıdır. Paylaşmayı, bölüşmeyi, zorda kalmışa yardımı, her ne milletten ya da inançtan olursa olsun insana değer vermeyi ve kesinlikle sömürülmemesini emreden İslam dininin anlayışına uygun bir iktisadi kuralların var olduğu dünyada bu fotoğrafları görmek mümkün değildir. Bakınız, Müslümanların hakim olduğu demiyorum. Çünkü bugünün Müslümanları olan bizler fırsat verilse ve dünyanın iktisadi sistemini kontrol edebilir olsak korkarım ki bugünkü halimizle dünyayı daha beter hale getiririz. Çünkü bizlerin yaşadığı Müslümanlıkla adalet dini olan İslam’ın tarif ettiği Müslümanlık arasında uçurumlar var… Bugün dünyanın dört bir yanında insanların emekleri, hayatları, hayalleri, gelecekleri sömürülmektedir. Ne yazık ki biz bu düzene bırakın başkaldırmayı aksine ortak olmaktayız.

Tüm bu insanların hakkı bizlerin boynunda asılı dururken bırakın Afrika’nın ve Asya’nın ücra köşelerini mahallemizdeki hatta apartmanımızdaki insanların bile ihtiyaçlarından bihaberiz. İşler şova dönüştüğünde kefen giymeyi bilen bizler elimizin altındaki bunca bilgi ile meselelerin farkına varıp, düzene isyan etmemiz gerekirken, kılımızı bile kıpırdatmıyoruz. Kimse kimseden eline sancağı alıp zulmü olduğu topraklara sefer düzenlemesini zaten beklemiyor. Günümüz dünyasında işler zaten artık böyle ilerlemiyor. Ama yapabileceğimiz çok şey var. Bu düzenin yaralarını sarmaya çalışan yüzlerce sivil toplum kuruluşu her yandan bize ulaşmaya çalışıyor, fakat biz onlara da sırtımızı dönüyoruz. Yazılı, görsel, sosyal medyada gördüklerimiz için birkaç saniye ah vah ettikten sonra unutup tam da bu düzenin istediği insan olan homo economicus modunda yolumuza devam ediyor, “Allah yardımcıları olsun ” deyip, geçiyoruz. Çünkü ekonomik kararları alırken hep kendi faydamızı, rahatımızı, arzularımızı, isteklerimizi düşünüyoruz.

İslam iktisadı dediğimiz iktisadi model gökten inecek ya da birilerinin zoruyla bize dayatılabilecek bir şey değildir. Bu bir ahlaki değerler manzumesinin ortaya çıkaracağı, tabandan tavana ve dünyaya yayılabilecek bir sistemin tarifidir. Ahlaklı ve vicdanlı insanların elbirliği ile ortaya çıkarabileceği bir değerdir. İşte İslam’ın gölgesinde yetişecek ahlaklı insanlara dünyanın bu nedenle çok ciddi derecede ihtiyacı vardır. Bugünün insanlığı, ki buna biz Müslümanlar da dahiliz, tam anlamıyla sistemin istediği şekilde yetişmektedir. Kendini ısırmayan yılanla bin sene yaşamaya razı olan bizler bir şekilde sıra bize gelince çığlık çığlığa derman ararken, yanı başımızdaki komşumuza bile kıymet vermiyor hatta ve hatta birçoğumuz ekonomik konularda birbirimizin hakkına girmeyi marifet, akıllılık, zekilik gibi teşvik edici sözlerle yüceltiyoruz.

Muhakkak ki bizlerinde maddi ihtiyaçları vardır. Bunları inkâr edip rûhani bir hayat yaşamak insanın doğasına aykırıdır. Fakat bu ihtiyaçların sınıflandırılması ve tanımlanması son derece önemlidir. Neyin ihtiyaç neyin nefsi arzu olduğu iyi tahlil edilmelidir. Bir Müslüman bunu ayırt edebilecek ahlaki bir anlayışa ve olgunluğa sahip olmalıdır. İkinci bir evi almak için müşterisini kandıran, servetini çoğaltmak için vergi kaçıran, aşırı kazanç hırsıyla insanların zorunlu ihtiyacı halindeki malları ederinin çok üstünde satan, devletin malını, parasını türlü hilelerle iç eden, çalışanının hakkını vermeyen/geciktiren, tartıda/ölçüde hile yapan, yalanla ticaret yapan, aldatmayı beceri sanan insanların oluşturduğu bir topluma dünyanın en güzel ekonomik sistemini dahi tatbik etmeye çalışsanız netice her zaman felaket olacaktır. Çünkü ekonomik sistemlerin başarıya ulaşmasındaki en önemli etken ne hesaplar, ne tasarruf, ne dengeli harcamadır. Bunlar sadece detaylardır. Ana etken hiç şüphesiz ahlaktır, ahlaklı insanların varlığıdır.

Parayla ilişkisini İslam’ın öğüt ve emirleri çerçevesinde devam ettiren, İslam’ın evrensel değerleri çerçevesi ile yetişmiş ahlaklı insanların var olduğu bir toplumda adaletli bir sistemin kurulması son derece kolay olacaktır. Bunun en güzel örneği Efendimiz’in (s.a.v.) zamanında yaşanmıştır. Yaşatmak için yaşayan o güzel insanların döneminde servetlerin nasıl kullanıldığını, yemeğe ekmek bile bulamayan, fakirlik içindeki bir topluluğun kalkınma adına ne türlü fedakârlıklar yaptığını İslam tarihi bizlere eşsiz örneklerle aktarmaktadır. Gerektiğinde zenginin tüm malını paylaştığı, gerektiğinde fakirin evini paylaştığı, gerektiğinde inançları uğruna karınlarına taş bağlayarak açlığı hep beraber göğüslediklerini öğrendiğimiz bu tarihi kayıtlar böylesine kenetlenmiş bir topluluğun çok değil 50 sene kadar sonra nasıl muazzam bir zenginliğe hükmettiklerini, adaletle hükmetmeye devam ettikleri sürece söz konusu zenginliğe sahip olduklarını, fakat bunlarla beraber adaleti terk ettiklerinde ve ahlaki yozlaşmaya maruz kaldıklarında yani kısacası yoldan çıktıklarında gerek siyasi gerekse iktisadi olarak nasıl tepetaklak olduklarını göstermektedir.

İnsan ana akım iktisadın kabul ettiği gibi sınırsız arzularına karşı sınırlı kaynakları ele geçirmeye çalışan basit bir varlıktan çok fazlasıdır. Bizim inancımızda insan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Vazifelidir. Maddiyata, sadece bu dünyadaki görevini yerine getirirken faydalanılacak, amacına ulaşma adına kullanılacak kaynaklar olarak bakar. Paylaşmayı, bölüşmeyi, yardımlaşmayı emir telakki eder. Bunu da Rabbinin kendine lutfettiğiyle kendisini sınav etmesi olarak değerlendirir. Bölüşürken, ticaret yaparken, kazanırken, kaybederken her şeyin bir sınav çerçevesinde gerçekleştiğini, dünya malını bir imtihan meselesi olduğunu, kendisinin emanetçi olduğunu, her şeyin gelip geçici olduğunu bilir. İşte böyle bir bilinçle hayatını devam ettiren insanların var olduğu toplumdaki ekonomik ilişkiler; günümüzün insanların arasındaki acımasız mücadeleden ve umursamazlıklardan uzak, insanların birbirlerine düşmanlaşmadığı, fakirin zenginle, işçinin işverenle, devletin vatandaşıyla omuz omuza olduğu bir seyir takip eder.

Tüm insanların sorumluluğunu üstünde hisseden böylesi bir insan topluluğunun ortaya koyacağı ilahi ve dolayısıyla evrensel değerlere dayanan ekonomik sistemin; dünyanın şu anki acımasız, zengini daha da zengin eden, fakiri ezen, güçsüzü köleleştiren lanetli ekonomik sistemine atacağı tokatı hayal etmek bile ortaya çıkacak sonuçlar açısından tüm insanlığı heyecanlandırmaya yeterlidir.

Afrikalı bir çocuğun bir Türk genci gibi giyinebildiği, sağlık ve eğitim hizmeti alabildiği, en fakir Tanzanyalı’nın evlatlarına haysiyetli şekilde ve insani değerlere uygun bir işte çalışarak, ailesinin ihtiyaçlarını giderebildiği, hangi ülkede olursa olsun tüm insanlığın barınma, yeme-içme, sağlık, eğitim vs. ihtiyaçlarını karşılayabildiği, kimsenin esir edilmediği, kimsenin köleleştirilmediği, kimsenin istismar edilmediği bir ekonomik sistem… Elbette bu hayalin yerine getirilmemesi için çok ciddi derecede baskılar kurulacak, zulümler yapılacaktır. Dünyanın yarı servetini elinde tutan birkaç ailenin buna müsaade etmemek üere tüm dünyayı karıştıracağı da kesindir. Fakat tüm bunların mikro manada benzerleri Kureyş’de de yaşanmıştır. Şartlar çok benzemektedir. Onlar da her türlü eziyeti etmiş, ekonomik ve siyasal yaptırımı uygulamış, her zulmü denemiş ve neticesinde Allah’ın yardımıyla perişan olup gitmişlerdir. Aynı samimiyetin yakalanması ve aynı yolun günümüze bakan yönleriyle yürünmesi halinde Allah’ın yardımıyla aynı sonuca yeniden ulaşılması mümkündür.

Dünyayı cehenneme çeviren arzularının peşinde hayvanlaşan homo economusların ve onları bu halde tutmaya çalışan, daha da acımasızlaştırmaya, maddeye kul etmeye çalışan sistemin şeytanlaşmış sahipleri karşısında, varlığının sebebinin bilincinde, yaşatmak için yaşayan, evrensel insani değerleri benimsemiş, sömürüye “dur!” demeyi kendine vazife edinmiş Müslümanların mücadele etmesi Rabbimizin bizlere kesin emri, bıu yolda samimiyetle yürüyenlerin de zafer kazanacak olması ise en güzel vaadidir…

Bir sonraki yazımıza sıradaki ön kabulün değerlendirmesiyle devam edeceğiz…

 


 

[1] René Descartes (d. 31 Mart 1596 – ö. 11 Şubat 1650) Fransız matematikçi, bilim adamı ve filozoftur. Batı düşüncesinin son yüzyıllardaki en önemli düşünürlerinden biridir. Skolastik düşünceden sıyrılışın, bir başka deyişle modern felsefenin Descartes ile başladığı kabul edilir. Descartes, 1628’den itibaren yerleştiği Hollanda’da, Batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurmuştur. Öğrendiğinin, gördüğünün, duyduğunun, inandığının hepsini birden büsbütün silerek, her şeyden kuşkulanmaya başlamıştır. Yalnız tek bir şeyden emin olmuştur: düşüncenin varlığı. Buradan hareketle, evrenin açıklamasını yapmıştır.

[2] Merkezi Stockholm’de bulunan Swedwatch adlı kuruluşun yayınladığı rapora göre, Kongo’da elmas madenlerinde çalıştırılan çocukların yoğun bir emek sömürüsüne tabi tutuluyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Rusya ve Botswana’dan sonra dünyanın üçüncü büyük elmas üreticisi. Dünyada çıkarılan elmasların % 13’ü Kongo’da elde ediliyor. Dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alan Kongo’da halkın % 70’inin günlük geliri bir doların altında. Kongo’da elmasların çıkarıldığı maden ocakları ve nehirlerde incelemeler yapan Swedwatch, elmas üretiminde on binlerce çocuk işçinin ağır sömürü koşullarında çalıştırıldığını, cinsel tacize uğradıklarını ve en temel haklarının çiğnendiğini kamuoyuna duyurdu.

İnsan “homo economicus” Değildir!” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir