İslam Hukuku Alanının Önde Gelen İsimlerinden Dr. Necmettin GÜNEY ile Özel Röportaj

Necmettin Erbakan Üniversitesi A. Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan ve ayrıca KTO Karatay Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finans Bölümü’nde Misafir Öğretim Üyeliği gerçekleştiren Dr. Necmettin Güney ile Şeymanur Bektaş tarafından, takipçilerimiz için gerçekleştirilen özel röportajı istifadenize sunuyoruz…

Öncelikle fıkıh ilminin tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığını özet olarak anlatmanız mümkün müdür?

Bu elbette üzerinde uzunca konuşulması gereken bir süreç, ancak konuyu ana hatlarıyla özetlemeye çalışalım.Bilindiği üzere İslâm sadece bir inanç sistemi değildir. İslâm dini, hayatın bireysel ve toplumsal bütün alanlarında hüküm ve ilkeler koyan bir dindir. Fıkıh ilmi ise, hayatın yalnızca davranış (amel) boyutuna dair İslami hükümleri ortaya koyan ilim dalıdır.

İlk asırlarda ‘fıkıh’ ifadesi inanç, ahlak ve kişinin içsel boyutlarını da içerecek şekilde İslam dininin tamamını ifade etmek üzere kullanılmıştır. Hicri II. asrın ortalarında (Miladi 750’ler) dini bilgiler konularına göre ayrışmaya başlamış ve müstakil birer ilim haline gelmiştir. Bu dönemde fıkıh İslami hükümlerin yalnızca davranışla ilgili boyutlarını inceleyecek şekilde daha dar olarak kullanılmaya başlanmış ve günümüzdeki anlamını kazanmıştır. Fıkhi hükümlerin ictihad yoluyla elde ediliş yöntemlerini belirleyip inceleyen fıkıh usulü ilmi de bir sonraki aşamada ayrı bir ilim dalı haline gelmiştir.İslâmın davranış dışındaki inanç ve ahlak boyutlarını incelemek üzere akâid, İslam ahlakı, kelam ve tasavvuf gibi ilimler bu dönemlerde gelişerekbağımsızlaşmışlardır. Bu dönem aynı zamanda mezheplerin teşekkül etmeye başladığı dönemdir. Konuyu uzatmamak için detaylara girmiyorum ancak şu kadarına dikkat çekelim: Bütün fıkıh mezhepleri sahabeden gelen bir damara, bir geleneğe dayanırlar.Sahabe ise bilindiği üzere dini ve fıkhi hükümleri Hz. Peygamber’den öğrenmişler ve daha sonra karşılaşılan olaylara bu çerçeveden hareketle ictihad ederek cevap vermişlerdir.

Genel olarak XIX. yüzyıla kadar süren bu klasik dönemde bugün en çok bilinen dört tanesi başta olmak üzere çeşitli fıkhi mezhepler yaygınlaşmış ve halk tarafından takip edilmişlerdir. İnsanlar ibadetlerinde ve günlük hayatlarında bu mezhepleri takip etmişlerdir. Bu mezhepler aynı zamanda o bölgede hukuk güvenliğini (hukukun öngörülebilirliğini) sağlamış, adeta o bölgeler için kanun işlevi görmüşlerdir.

Son iki asırda bütün dünyada toplumlarda önemli değişiklikler meydana gelmiştir. İslâm toplumları sömürgecilik, sanayileşme vb. gelişmeler nedeniyle ciddi meydan okumalarla karşı karşıya gelmişlerdir. Bunun neticesinde, kurumlarda ve toplumsal hayatta ciddi değişiklikler olmuş ve buna bağlı ihtiyaçlar değişmiştir. Bu süreçler bir taraftan Osmanlı son döneminde Mecelle ile başlayan ‘kanunlaştırmaları gerektirmiş, bir taraftan da ictihadın daha bariz şekilde gündeme gelmesine yol açmıştır. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan ve halen içinde yaşadığımız bu döneme ‘kanunlaştırma ve yeni ictihad dönemi’ denilebilir.

Günümüzde fıkıh için zaman zaman ‘İslâm hukuku’ifadesi de kullanılmaktadır. Klasik literatürümüzde karşılığı olmayan ve Batı dillerinin etkisiyle yerleşen bu yeni kullanım İslâm’ın bir hukuk boyutu olduğunu göstermesi açısından anlamlıdır. Ancak bu yeni kullanımın bazı sakıncaları da vardır: Kulun Allah ile ilişkisini oluşturan ibadetler alanını ve helaller-haramlar gibi boyutları dışarıda tutması bunlardandır. Yine önemli bir kısmı ictihadlar sonucu oluşan ve zaman zaman müctehidler arasında görüş farkı barındıran hükümlerin tamamının doğrudan ilahi buyruk gibi algılanmasına sebep olması açısından da sakınca taşımaktadır.

Fıkhi mezhepler arasında muhtelif konularda ciddi ictihad farklılıkları olabilmektedir. Özellikle ticaret ve faizle ilgili hükümlerde zaman zaman farklı hükümlerle karşılaşıyoruz. Fıkhi konularda uzman olmayan bir kişinin finansal ve ticari işlemlerini gerçekleştirirken görüş farklılığı olan konularda dilediği mezhebin kurallarına göre hareket etmesi mümkün müdür? Yoksa bağlı bulunduğu mezhebin kurallarına göre mi hareket etmek zorundadır?

Çeşitli etmenler sebebiyle fıkıh alanında farklı ictihadlar ortaya çıkabilmektedir. Nasslarda (Kur’an ve sünnette)  yer verilen hükümler sınırlı sayıdadır. Yaklaşık beş yüz kadar ayet ve iki bin kadar hadis doğrudan amelî alanla ilgilidir. Bu nassların belli bir usul çerçevesinde farklı yorumlamalara açık oluşu, sürekli karşılaşılan yeni sorunlar karşısında nasların sınırlı oluşu, bazı konularda nasslarda doğrudan hüküm değil genel ilkelerin belirlenmiş olması gibi sebeplerle farklı ictihadlar söz konusu olabilmektedir. Ancak genellikle konunun özünde ittifak edilmiş olduğu, bu görüş farklılıklarının çoğunlukla konunun detaylarına dair olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Burada önemli olan, bir hükmün ehil bir fakih tarafından ortaya konulmasıdır.

Fıkhi bilgilere aşinalık açısından insanları ikiye ayırmak mümkündür. Bunlar, delile dayalı fıkhî bilgiye sahip olan uzman kişiler (müctehid) ve fıkıh konularında uzman olmayıp âlimlerin görüşüne dayanarak hareket eden kişilerdir (mukallid). Kişi bu anlamda kendi konumunu doğru olarak tespit etmelidir. Fıkıh alanında uzmanlığı olmayan bir kişinin farklı mezhep görüşlerini takip ederek bunların içinden kendince tercihte bulunması doğru değildir ve kişinin kendi arzularının peşine düşmesi riskini barındırır.

Ancak günümüzde farklı mezheplerin görüşlerinden istifade etmenin farklı bir boyutu bulunmaktadır. Bilindiği üzere günümüzde müslümanların fıkhi sorularına cevap vermek için çok sayıda Fıkıh Akademisi ve fetva (din işleri) kurulu çalışmaktadır. Ayrıca İslami finans ve ticâri konular (mâli muamelat) alanındaki şer’i standartları belirlemek üzere AAOIFI gibi kuruluşlar vardır. Bu kuruluşlar güncel problemler hakkında fetva verirken genellikle tek bir mezhebin görüşünü esas almak yerine bütün meşru görüşlerden istifade ederek bunlardan birini tercih etme veya yeni ictihadda bulunma yöntemlerini takip etmektedir. Ortaya çıkan görüş veya fetva ise sonuçta yeni bir ictihad olarak kabul edilebilir ve kişi kendi gönlüne de danışarak bu fetvalarla amel edebilir.

Günümüzde katılım bankalarının danışma kurulları, müşterilere sunulacak ürün ve hizmetler hakkında karar verirken, mezhepler arası yorum farklılıklarından ya da aynı mezhebin farklı müctehidlerinin farklı içtihatlarından istifade etmekte; zaman zaman bir bankanın olumsuz baktığı bir ürün veya hizmeti bir başkası danışma kurulununfetvasıyla sunabilmektedir. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

İslami finansal kuruluşların (İFK) faaliyet ve ürünlerinin İslami ilkelere uygunluğunu denetlemenin en önemli aracı şer’i danışma kurullarıdır. Bu kurullar ulusal düzeyde veya İFK düzeyinde olabilmektedir. AAOIFI’nin faizsiz finans standartları gibi bazı uluslararası düzeydeki metinler ise denetim ve bağlayıcılık boyutlarına sahip değildir. (Bazen danışma hizmeti, şer’i danışmanlık şirketlerinden hizmet alımı yoluyla da temin edilebilmektedir.)

Sorunuzda gündeme getirdiğiniz üzere bazen İslami finansal kuruluşların danışma kurulları arasında ürün ve hizmete yönelik farklı kararlar olabilmektedir. Mesela bedelli askerlik finansmanı, organize teverrukun kullanım alanları konusunda farklı uygulamalarla karşılaşılmıştır. Yine zaruret kapsamında verilen bazı hükümlerin sınırlarının belirlenmesi konusunda da kurullar arasında farklı kararlar göze çarpmaktadır. Bu sorunun çözümünde kilit unsur kanaatimce ülke düzeyinde kurulan üst şer’i kurullardır. Bunlar merkez bankasında veya düzenleme otoritesi düzeyinde kurulabilmektedir. Ülke düzeyindeki şer’i danışma kurulları, fetvanın standartlaşması ve uygulamada birlik sağlama konusunda ciddi rol üstlenmektedir. Ülkemizdede bu çerçevede 2018 yılında Türkiye Katılım Bankaları Birliği nezdinde “TKBB Danışma Kurulu” kurulmuştur. Bu kurulun kararları tavsiye niteliğinde olanlar hariçİslami finansal kuruluşlar açısından bağlayıcıdır. Bu kurulun alacağı karar ve belirleyeceği standartların ülkemizde orta ve uzun vadede uygulama birliği sağlayacağı kanaatindeyim.

Sizce TKBB Danışma Kurulu gibi bir kurula herhangi bir ürün veya hizmetin caiziyeti hususunda tüm sistemi bağlayıcı bir yetki vermek fıkıh ilmi açısından ne kadar uygundur? Bu uygulama bazı hususlarda konsolidasyon sağlasa da katılım bankacılığının ve genel olarak sektörün gelişimiaçısından köreltici bir etkide bulunabilir mi? Bu alanlarda çalışan çok sayıda İslam hukukçusunun bulunduğu ülkemizde kararların daha geniş bir katılımla alınması, farklı düşüncelerin de değerlendirilmesi daha faydalı olmaz mı? Bu konularda siz ne düşünüyorsunuz?

İslami bankacılık ve diğer faizsiz faaliyetler ilk başladığında her İFK gönüllü olarak kendi bünyesinde kendi şer’i danışma kurulunu oluşturmaktaydı. Halen de İslam ve Arap ülkelerinin epeyce bir kısmında yalnızca bu kurullarla yetinilmektedir ve bir üst kurul söz konusu değildir. Ancak karşılaşılan çeşitli sorunlar sebebiyle ülke düzeyinde çalışan bu tür üst kurullara ihtiyaç duyulmuştur. Burada amaç, büyük oranda standardizasyonunun ve fetva birliğinin sağlanması, ülkedeki faizsiz uygulamalara uluslararası güvenilirliğin artması, İFK bünyesindeki kurulların üst denetime tabi tutulması gibi hususlardır. Dünyada bu amaca yönelik olarak çeşitli uygulamalar vardır. Merkez bankası veya Bankalar birliği nezdinde oluşturulan üst kurullar olduğu gibi, İFK’ların şer’i danışma kurullarının gönüllü olarak ortak bir milli konsey oluşturduğu modeller de var. Bu anlamda Türkiye’nin doğru yönde bir karar aldığını düşünüyorum. Dünyadaki gidişat da bu yöne doğrudur.

Sektörün ve fıkhi araştırmaların gelişimine muhtemel etkisine gelince, öncelikle şunu ifade etmem gerekir: Fıkıh ilmi özü itibariyle ‘sivil’ bir faaliyettir. Alanında uzman fakihler ister bireysel olarak isterse de bir grup halinde konuların fıkhi hükmünü müzakere edip bir sonuca ulaşabilirler. Dolayısıyla belli bir alanda bağlayıcılığı olan resmi bir kurulun oluşturulması, o alandaki fıkhi faaliyetlere herhangi bir kısıtlama getirmiş olmaz. Aksine, ilgili araştırmacılar o sahadaki bağımsız akademik faaliyetlerini ve yayınlarını sürdürürler. Yakın tarihte ülkemizde birçok üniversitede İslam ekonomisi ve finansı, katılım bankacılığı gibi isimlerle yüksek lisans ve doktora programları açılmıştır, buralarda lisansüstü dersler verilir ve lisansüstü tezler üretilir. Üniversitelerin bünyesinde, araştırma merkezlerinde mevcut durum ve uygulamanın eleştirel olarak incelenmesi, yeni ürün ve hizmetlerin projelerinin geliştirilmesigibi hususlarda müzakere ve tartışmalar devam eder. Velhasıl fıkhi faaliyetler her aşamada tüm hızıyla devam eder. Yeter ki bizler ideallerimizi ve azmimizi kaybetmeyelim. Mevcut imkânları en iyi şekilde değerlendirip daha da geliştirmek üzere gayret edelim.

Merkezi danışma kurulu uygulamasına gelince, ifade ettiğim üzere ülkemiz açısından 2018 yılında başlamış henüz çok yeni bir faaliyettir. TKBB Danışma Kurulu mevcut mevzuat ve uygulamada beş üyeden oluşuyor. Bunlardan üç tanesi İlahiyat Fakültelerinin İslam Hukuku anabilim dalları öğretim üyelerinden oluşuyor. Dördüncü üye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri arasından seçiliyor. Beşinci üyenin ise katılım bankacılığı alanında en az yedi yıl yöneticilik deneyimine sahip İİBF veya hukuk fakültesi mezunu bir kişi olması gerekiyor. Kurul üyelerinin yanı sıra kurul bünyesinde çalışan uzman ve uzman yardımcıları var, oluşturulmuş çalışma komiteleri var. Yani sadece beş tane üyeden oluşan bir yapı değil. Geliştirilen standartları müzakere için daha geniş kapsamlı gerçekleştirilen toplantı ve çalıştaylar oluyor. Bu anlamda alanında uzman araştırmacıların katılacağı müzakere imkânları da değerlendiriliyor. TKBB Danışma kurulu uygulamasının ülkemizdeki katılım finans sektörü açısından olumlu neticeler doğuracağına inanıyorum. Zamanla uygulamada veya detaylarda karşılaşılacak bazı sorunlar olursa, bunların da yapılacak düzenlemelerle aşılacağı kanaatindeyim.

İslam Ekonomisi ve Finans bölümü öğrencilerine bakıldığında bölümlerinden İslam Hukuku açısından yeterli donanıma sahip olarak mezun olduklarını düşünüyor musunuz? Bu alanda kendilerini daha fazla geliştirmek adına neler yapmalılar? Üniversitelerin bu alanda verdikleri eğitimin eksik kalan yanları nelerdir? Hangi açılardan iyileştirmelerde bulunulabilir?

Dört yıllık bir lisans programı olan “İslam iktisadı ve finans” programı Türkiye’de halen iki özel üniversitemiz bünyesinde yürütülüyor. Bunlar KTO Karatay üniversitesi ve İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi. Programda belli oranda İslam hukuku konuları ve özellikle de fıkhın ticari yönüne dair (mâli muâmelât)dersler veriliyor. Ben de misafir öğretim üyesi olarak Konya’daki KTO Karatay üniversitesinde fıkhi nitelikli bazı derslere giriyorum.

Klasik fıkıh eserlerimiz temizlik (tahâret) bölümüyle başlayıp miras hukuku (ferâiz) ile biten klasik bir sistematiğe sahiptir. Ancak biz günümüzde fıkıh konularını kamu-özel hukuk ayırımına dayalı modern hukuk sistematiği üzerinden işlemeye çalışıyoruz. Böylece öğrencilerimiz işlenen konuları daha kolay anlama ve ülkemizde uygulanan Kıta/Kara Avrupası hukukuyla daha kolay karşılaştırma imkânı buluyorlar.Her iki üniversitemizdeki program da henüz mezun vermiş değil. İlk defa bu sene mezun verecek ancak benim görebildiğim kadarıyla fıkıh dersleri açısından öğrencilerimiz temel kazanımlara sahip olarak mezun olacaklardır. Daha fazlası ise elbette öğrencinin ders içi ve dışındaki gayretine bağlıdır.

Fıkıh dersleri açısından kanaatimce en önemli kazanım öğrencilerimizin ticaret ve finansla ilgili konularda fıkhi açıdan temel bilgilere sahip olmaları ve mezun olurken zihinlerinde genel bir çerçevenin oluşmasıdır. Bu amaçla öğrencilerimiz öncelikle fıkıhtaki akit teorisini, genel olarak İslam borçlar hukukunu, şirketler hukukunu çok iyi öğrenmeleri gerekir. Bu temelin üzerine mali piyasanın ve finansal piyasanın günümüzdeki fıkhi hükümlerini, helal olmayan uygulamaların helal alternatiflerini bilip öğrenmeleri gerekiyor. Bu çerçevede özellikle katılım finansta kullanılan ürün ve hizmetlerin hükümlerini, sermaye piyasalarında kullanılan hisse senedi, sukuk ve kıymetli evrakların hükümlerini, katılım sigortacılığı konusunu, günümüzdeki modern ticari sözleşmelerin durumun ve hükümlerini bilmeleri gerekmektedir. Bütün bu konulara özet olarak da olsa derslerde değinilmektedir.

Klasik/teorik bilgi ile ticari hayattaki uygulamanın arasında bazen önemli farklar olabilmektedir. İlk aşamada öğrencilerimizin zihinlerinde fıkhi hükümlere dair genel bir çerçevenin oluşması yeterli görülebilir.Öğrencilerimiz uygulamaya yönelik kendilerini daha fazla geliştirmek için mutlaka ileri okumalar yapmalılar. Bunun için AAOIFI’nin Faizsiz Finans Standartları, TKBB’nin sektöre dair yayınları ilk akla gelen kaynaklardır. Yine staj döneminde ve mezuniyet sonrasında sektörün içinde güncel uygulamalarla karşılaştırdıkça, kendilerine başkaları sorular yönelttikçeve bunlar hakkında okuma ve araştırma yapmaya devam ettikçe konuları daha iyi anlayacaklar ve zamanla geniş bir birikime sahip olacaklardır. Yeter ki bilgiye nereden ulaşacaklarını bilsinler, ilgi ve meraklarını korusunlar ve öğrenmenin hayat boyu devam etmesi gereken bir süreçolduğuna inansınlar.

Bir de şu boyuta dikkat çekmek isterim. “İslam iktisadı ve finans” alanı mahiyeti itibariyle disiplinler arası çalışmaları gerektiriyor. Bu anlamda iktisadi idari bilimler ile İlahiyat alanlarına birlikte hâkim olmak gerekiyor. Elbette kişi belli bir alanda uzman olacaktır ancak diğer alanın da temel kavramlarına, bilgilerine ve tartışma konularına hâkim olmak gerekiyor. Bu sebeple öğrencilerimizin İslami ilimlere bütüncül bir bakış açısı kazanabilmek için lisans düzeyinde İlahiyat okumalarını veya en azıdan İlahiyat Önlisans programını bitirmelerini şahsen öneririm. Ayrıca alanla ilgili literatüre tam olarak ulaşabilmek için en azından metin okuyacak düzeyde Arapça ve İngilizce bilmenin önemini burada tekrar hatırlatmak isterim.

Bu röportajı okuyanlara İslam Hukuku alanında temel düzeyde önerebileceğiniz 5 kitabı paylaşabilir misiniz?

Her kitap her okuyucuya hitap etmeyebilir. Bu sebeple farklı düzey ve beklentilere göre farklı kaynaklar önermek uygun olacaktır:

1- İslam hukukuna bütüncül bir bakış kazanmak için Ahmet Yaman ve Halit Çalış hocaların birlikte kaleme aldıkları ve Marmara İlahiyat yayınlarından çıkan “İslam Hukukuna Giriş” kitabını öneririm.

2- İlahiyat mezunu olmayan kişilerin fıkıh usulü ilmine dair bir fikir sahibi olmaları için Faruk Beşer hocanın “Herkes İçin Kolay Usulü Fıkıh” isimli kitabı tavsiye edilebilir.

3- Her düzeyde kişinin ve esnafların ticari hayata dair okuyabileceği sade bir eser olarak Hamdi Döndüren hocanın Erkam yayınlarından çıkan “İslami Ölçülerle Ticaret Rehberi” kitabını önerebilirim.

4- İslâmi iktisat anlayışına genel bir bakış kazanmak için Ali Muhyiddin Karadâğî’nin İktisat yayınlarından çıkan “İslam İktisadına Giriş” kitabını önerebilirim.

5- Son olarak İslami finansal işlemlerin fıkhi temelleri, kurumları, ürün ve uygulamaları hakkında detaylı bilgilerin yer aldığı kapsamlı bir kaynağı önererek bitirmek istiyorum. Bahsettiğim kaynak 2019’da TKBB yayınlarınca çıkarılan “Yaşayan ve Gelişen Katılım Bankacılığı” kitabıdır. Ders kitabı olarak da kullanılabilecek şekilde bölümlere ayrılan bu çalışmanın PDF dosyası ve hazır slaytları internetten ücretsiz olarak indirilebilir.

Bu güzel röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir