İslam’da Faiz Anlayışı ve Faiz Çeşitleri

Kur’an- ı Kerim’de  “faiz” anlamında kullanılan kelime “riba”dır. Sözlükte “artmak, çoğalmak, ziyade, fazlalık” gibi anlamlara gelir. İslam’da faiz, bir taraftan, konvansiyonel finansta olduğu gibi, bedelli akitlerde taraflardan birisi lehine şart koşulan fazlalık olduğu gibi ( fazlalık faizi ), diğer taraftan ribevi mallardaki işlemlerde ortaya çıkmaktadır. Riba kelimesi yerine Türkçede “faiz” terimi kullanılır. Faiz; ödünç verilen paradan, krediden, maldan sağlanan gelir yani fazlalık anlamındaki terimdir. Cahiliye devrinde asıl borca yani ana paraya “riba” adı verilirdi. Günümüzde olan faiz işlemleri cahiliye döneminde var olan faizden (fazlalık faizi) başka bir şey değildir.

Faizin nominal veya reel olması, oranlarının azalıp çoğalması, günlük, aylık ya da yıllık olarak uygulanması, faiz gelirine nema veya kurum kârı denmesi faiz muamelesinin niteliğini ve hükmünü değiştirmemektedir.

Ayette (el Bakara 2/275)“ Faiz yiyenler, ( kabirlerinden ) şeytan çarpmış kimseler gibi kalkarlar: Bunun sebebi, ‘Alışveriş, tıpkı faiz gibidir’ demeleridir. Halbuki Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.” Bu hükümle alışverişin yani ticaretin teşvik edildiği ve helal kılındığı, buna karşılık faizli kredilerin veyahut faizli işlemlerin şiddetle yasaklandığını ve faizin alışveriş olmadığını, taraflar arasında haksız bir varlık aktarımı olduğunu ifade etmektedir.

Riba; bedelli akitlerde taraflardan birisinin lehine şart koşulmuş bulunan karşılıksız fazlalık veya ribevi mallardan aynı sınıfa dahil, aynı yahut ayrı cins ve malların mukabilinde veresiye olarak satılması, anlamına gelir. Bu anlama bakacak olursak İslam’da faiz; konvansiyonel faiz anlayışından daha geniştir. Riba kavramı hem kredili borç verme muamelesine dayanan faizi hem de sadece para borçlarını değil aynı zamanda mal değişimlerini de kapsamaktadır. Buna göre riba kavramını, “nesie ribası ve fazlalık ribası”olarak iki kasımda değerlendirebiliriz.

Nesie (deyn) ribası: Nesie kelimesi sözlükte; veresiye alışveriş, geriye bırakılmış borç anlamındadır. Nesie ribası standart şeylerin veresiye satışından doğan biri riba çeşididir.borç vadesinde ödenmeyince yeni anlaşmalarla faiz ilave edilir. Kur’an-ı Kerim de bu çeşit ribaya işaret edilerek, yasak hükmü getirilmiştir: “Ey iman edenler gerçek mü’minler iseniz Allah’tan korkun, faizden henüz alınmamış olup da kalanını bırakın” (el- Bakara, 2/278,279)

Fazlalık ribası (ribel-fadl): Bu, hadîs-i şeriflerde yer alan ribâ çeşidi olup, mislî tür malı, misliyle, iki ivazdan (bedelden) birisini diğerimiz üzerine ziyadeyle satmaktır. Meselâ bir ölçek buğdayı, iki ölçek buğdayla peşin veya vadeli olarak trampa etmek gibi…

Ubâde b. es-Sâmit’ten Hz. Peygamber’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla ve tuz tuzla misli misline, birbirine eşit ve peşin olarak trampa edilirler. Ama bunların cinsleri ayrı olursa peşin olmak şartıyla, istediğiniz gibi satış yapınız”

İslâm hukukçularının çoğunluğu bu hadiste sayılan altı maddeyi “örnek kabilinden” sayarken, yalnız Zâhirîler, yasak hükmünün sadece bu altı maddeye ait olduğunu söylemişlerdir. Buna bağlı olarak ribanın illeti de tartışılmıştır.

Hanefilere göre, faizin illeti mislî mallarda cins ve miktar birliğidir. Ölçü ile alınıp satılan şeylerde cins ve ölçü birliği, tartı ile alınıp satılan şeylerde ise cins ve tartı birliği ortak niteliktir. Bu duruma göre faizin hükmü, yalnız hadiste zikredilen altı maddeye değil, ortak özelliğe sahip olan tüm maddelere uygulanır. Bir hadiste şöyle buyurulur: “Faiz ancak altında veya gümüşte yahut ölçülen veya tartılan ya da yenilen veya içilen Şeylerde cereyan eder” (İmam Mâlik, el-Muvatta’, Büyü’, 44; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, V, 36-37). Nesîe (veresiye satış) ribasının illeti ise vadedir. Mislî olan şeylerin aynı cinsle veya değişik cinsteki şeylerle vadeli mübâdelesinde bu çeşit riba gerçekleşir. Ancak vadenin bağlayıcı olmadığı karz-ı hasen ve nakit para karşılığı veresiye satışlarla selem akdi, toplumun bu muamelelere ihtiyacı nedeniyle özel nass (âyet hadis)larla meşrû kılınmıştır.

Şâfiî hukukçulara göre, altın ve gümüşte ribâ illeti para olma (semenlik) özelliği, hadiste sayılan diğer dört maddede ise illet “yiyecek maddesi” olmalarıdır.

Asr-ı saadette ribâ uygulaması örnekleri:

Altının altınla değişimi eşit ağırlıkta ve peşin olarak yapılır. Hz. Peygamber devrinde dinar adı verilen altın para, yaklaşık 4 gram ağırlığında altından ibarettir. Böyle bir para ile altın zinet eşyası alınmak istense, gerçekte altın altınla mübadele edilmiş olur. Bu hesaba göre 60 gram altına eş değer olan 15 dinara 40 gramlık bir bilezik alırsak, 20 gram fazlalık faiz olur. Bunun aksine 10 dinara, 60 gram ağırlığındaki bileziği satın almak da aynı sonucu doğurur.

Hayber’in fethinden sonra Allah Rasûlüne ganimet olarak getirilen boncuk ve altından oluşan bir gerdanlığı Fudâle b. Ubeyd 12 dinara satın almıştı. Altınlarını ayırınca yalnız bunların 12 dinardan fazla olduğunu gördü. Durumu Allah Rasûlüne anlatılınca;” Âltınlar ayrılmadan satın alınmaz” buyurdu (Müslim, Müsâkât, 17).

Gümüşün para birimi dirhemdir. Bir dirhem yaklaşık 3,2 gram gümüş ihtiva eder. Gümüşten yapılan ziynet eşyası ve benzerlerinin gümüş para karşılığında satımı hâlinde de, altın konusunda arzedilen sakıncalar ortaya çıkar, Muâviye devrinde savaş ganimeti olan gümüş bir kap, bu kabın ağırlığından farklı miktarda dirhem (gümüş para) karşılığında satılmak istenince, bir sahabi, Ubâde b. Sâmit’in naklettiği altı ribevî madde hadisini hatırlatmış ve satışın ancak eşit ağırlıktaki gümüşler arasında olabileceğini belirtmiştir (Müslim, Müsâkat, 80; bkz. İbn Mâce, Mukaddime,II).

Altın veya gümüş paranın kendi cinsleriyle mübâdele edilirken peşin ve eşit ağırlıkta olmasının istenmesi, paranın maden değerinin (gerçek değeri) üstünde veya altında nominal (izafi) bir değer kazanmasını engellemiştir. Yani para ile, kendi cinsinden imal edilen altın veya gümüş ziynet eşyaları arasında bir fiyat farkının oluşmasını, başka bir deyimle, o devirlerde enflasyonun oluşmasına İslâm’ın faiz yasağının engel teşkil ettiği söylenebilir.

Altın ve gümüş, biri diğeriyle, peşin olmak şartıyla, farklı ağırlıklarda mübâdele edilebilir. Hz. Ömer, altı ribevî madde hadisini naklettikten sonra şunu ilâve etmiştir: “Bu maddelerin birbirleriyle mübadelesinde, alıcı senden eve girip çıkıncaya kadar mühlet istese bile verme. Çünkü sizin için ramâ’dan, yani ribâdan korkuyorum” (Mâlik, Muvatta’, Büyü’, 33).

Hurmanın hurma ile mübâdelesinde şu örnek dikkat çekicidir. Bilâl (r.a) Hz. Peygamber’e ikram etmek üzere iyi cins hurma getirdi. Allah’ın elçisi bu hurmayı nereden aldığını sorunca, Bilâl şöyle dedi: “Bizde âdi bir hurma vardı. Nebî (s.a.s)’e yedirmek için, ben onun iki ölçeğini bu iyi hurmanın bir ölçeğine sattım”. Bunun üzerine Allah’ın elçisi şöyle buyurdu: Eyvah, eyvah! Ribânın ta kendisi, ribânın ta kendisi. Bunu böyle yapma. Fakat hurma satın almak istersen, kendi hurmanı başka bir satım akdi ile sat. Onun satış bedeli ile istediğin hurmayı satın al” (Buhâri, Vekâle,11). Buna göre, aynı cins misli mallar trampa edilecekse, eşit olarak mübâdele edilmeli, eğer kalite farkı gibi nedenlerle taraflardan birisi veya ikisi buna razı değillerse, mübâdele edilecek malların kıymeti para ile takdir edilerek değişim yoluna gidilmelidir.

Böylece faiz yasağının amacının, tarafların aldanmasını önlemek ve haksız kazanca engel olmak noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir