Katılım Bülteni Yazarlarından Sümeyye AKSOY; “Faizsiz Finansın Yakın Geçmişi”

İslami Finans Okur –Yazarlığının Üniveriste Öğrencileri Açısından Önem

Bugün ‘İslam iktisadı’ olarak adlandırılan yapının ortaya çıkışı 20. yüzyılın ilk yarısına denk gelmektedir.
İslam iktisadının ortaya çıkmasında rol oynayanları görmek adına Islahi (2010) dört temel tarihsel aralıklı döneme ayırmış bulunmaktadır:
Öncül: 20. yy başından 1925’e kadar; Bu dönem içerisinde İslam ekonomisi diye bir kavram ve oluşum tam manasıyla doğrudan amaçlanmış bulunmasa da gelecek nesillere bulunmuş isimler yer almaktadır. Cezayir’den Abd al-Qadir al-Mijawi ve Umar Burayhimat; Mısır’dan Muhammad Abduh ve Rashid Rida; ve Hint alt kıtasından Muhammad Iqbal.

1. 1926-1950 arası; Bu dönemdekilerin çoğu fıkıh alimidir. Hint alt kıtasından Seoharwi, Manazir Ahsan Gilani, Abul Ala Mawdudi, Muhammad Hamidullah, Anwar Iqbal Qurashi, Shaikh Mahmud Ahmad; Arap dünyasından Muhammad Abdullah al-Arabi.

2. 1950-1975 arası; Bu dönem daha fazla iktisatçının alana girmeye başladığı dönemdir. Bu nedenle iktisadi anlamada bakış açısı gelişim göstermiş bulunmaktadır diyebiliriz.Muhammad Uzair, Baqir al-Sadr, Hasanuzzaman, Muhammad Nejatullah Siddiqi, Khurshid Ahmad, M.A.Mannan, Yusuf al-Qaradawi, Muhammad Akram Khan, Muhammad Anas Zarqa, Sami Hasan Hamud, Sabhuddin Zaim, Salih Tug, Monzer Kahf, Masudul Alam Choudhury gibi.
3. 1976-2000 arası: ‘İslam ekonomisi’ diye bir alanın kabul edilmeye başlaması esas bu dönemdedir. Bu dönemden bazı isimler şunlardır; Zubair Hasan, Tag el-Din Seif el-Din, M. Fahim Khan, Munawer Iqbal, Muhammad Aslam Haneef.

4. 21. yüzyıldan itibaren bugüne: En genç çalışma gerçekleştiren dönemdir.
Türkiye’de İslam İktisadı
Kaynak:Bu kısımda, sn. Sercan Karadoğan ve sn. Melih Turan ile hazırlamış olduğumuz kitap bölümünden yararlanılmıştır(2017).
Batılı anlamdaki iktisat/ekonomi ya da o günkü tanımıyla politik iktisadın öğretimi açısından bu süreçteki en önemli kurum Mekteb-i Mülkiye’nin açılması olmuştur diyebilmekteyiz.
Bundan önce İlm-i Tedbîr-i Menzil, Tanzimat öncesi Osmanlı iktisat düşüncesinde önemli bir yer tutmuştur.
◦ İlm-i Tedbîr-i Menzil, İslâm düşünürlerinin konusu ahlak olan bilgi dalına verdikleri isimdir. Bu isim İslâm felsefecilerince Ev İdaresi veya Ev Yönetimi anlamlarında kullanılmıştır mikro ekonomik anlamda diyebiliriz.
Osmanlı Devleti’nin çökmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sonrasında ilk on yıl arasındaki zaman diliminde İslam iktisadı alanındaki çalışmalara pek rastlanmamaktadır.
Birkaç kişi sadece bu alanda fikri çalışma yürütmüştür diyebiliriz:
◦ Ahmed Hamdi Akseki’nin 1932 yılında yazmış ve yayınlamış olduğu“Müslümanlıkta İktisat ve Tasarrufun Ehemmiyeti”,
◦ Bediüzzaman Said Nursi tarafından yazılan, İslam’ın insan davranışına bakan yönüyle israf, kanaat ve iktisat eksenli “İktisat Risalesi” (1935).
Bunların dışında Sabri Ülgener’e ait olan;
◦ “İslam Hukuk ve Ahlak Kaynaklarında İktisat Siyaseti Meseleleri” (1944) söylenebilir.
1960’lı yıllarda bu alanda hem çeviriler yapılmaya hem de orijinal metinler yazılmaya başlanmıştır:
◦ Sezai Karakoç’un (1967) “İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü” adlı çalışması,
◦ Ali Özek’in çevirdiği Mahmud Ebu Suud’un “İslami İktisadın Esasları” isimli 1969 tarihli eseri, İslam iktisadı tabirinin Türkçe’ye ilk kez çevrilerek kullanılmasına örnektir.
Türkiye’de ilk kez “İslam iktisadı” ve “İslam ekonomisi” tabirlerinin 1979’da kullanıldığı çalışmalar şunlardır:
◦ Osman Eskicioğlu’nun yazdığı “İslam ekonomisinde gelir dağılımı” adlı doktora tezi,
◦ Ahmet Tabakoğlu’nun “İslam İktisadına Giriş” adlı çalışmalarıdır.
Bu tarihlerden sonra Türkiye’deki İslam iktisadına yönelik en önemli gelişme, Özel Finans Kurumları’nın (ÖFK) kuruluşudur.
◦ 16.12.1983 tarih 83/7506 sayılı kararname ile Özel Finans Kurumları’nın temeli atılmıştır.
Turgut Özal’ın ilk başbakanlık günlerinde kabul edip hayata geçirdiği bu yeni bankacılık anlayışının esas amacı, ekonomiye katılamayan mali değerleri yastık-altından çıkararak yabancı sermaye ile birlikte milli ekonomimizin emrine tahsis etmektir.

1980’lerden bu yana İslam iktisadına yönelik Türkiye’deki belli başlı gelişmeler şunlardır:
◦ Refah partisi ile birlikte 1990’larda İslam’ı referans alan iktisadi politikalar geliştirme çabası vardır.
◦ İlgili kurumların kurulması (TKBB gibi).
◦ Özellikle 2010’dan sonra İslam iktisadına yönelik eğitim veren kurumların kuruluşu.
◦ İslami Bankacılık yürüten katılım bankaları
◦ Yine son birkaç senedir konuyla ilgili düzenlenen organizasyonlarda artış olması.
◦ İlgili alanda yapılan çalışmaların sayısında artış olması tez vb.
Görüldüğü üzere kısaca tarihi gelişimini incelemeye aldığımızda İslam İktisadı daha yeni ,genç ve gelişmeye açık bir konumdadır aynı zaman birçok konuda eksiklikleri ve üzerinde çalışma gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Üniversite öğrencileri bu alanda çalışma gerçekleştirmeye ve İslami Usüllere uygun bir İktisadi anlayışın gelişim göstererek yayılmasını istemektedir bu ilgi ve özveriyi iş başvuru sayıları, akademik çalışmalarda vs. görebilmekteyiz. Bu da bu alana olan ilgiyi arttırmaktadır. Hem açılmış olan kurumlar nezdinde (Katılım Bankalar,TKBB vb.) hem de bu alandaki akademik çalışmalara baktığımızda bu durum sevindirici diyebiliriz nedeni ise bir alana duyulan ilgilinin artması o alanın gelişim göstererek geniş bir portföy ve bakış açısı kazanmasına neden olacaktır ve bu durumda o alandaki kör noktalar, çıkmazlar ve bu çıkmazların çözüme ulaşılmasında büyük bir katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Bu alandaki gelişim İslami Finans Okur-Yazarlığına da büyük bir ilginin oluşmasına neden olmaktadır.
Bu alandaki okur-yazarlığın artmasına büyük önem arz etmektedir nedenlerin sıralayacak olursak;
1.İş imkanları sağlayacaktır.
2. Alanın gelişmesini sağlayacaktır.
3.Yayın organlarıyla birlikte bilinirliliği arttırmakla birlikte tercih edilme noktasında artışa neden olacaktır.
4.Toplumda ki ön yargıları kıracaktır ve soru işaretleri aydınlatılacaktır.
5.Güven ve itibar kazanımının artmasını sağlayacaktır.
Bunlar başlıca akla gelen faydalarıdır ki eminim bundan daha fazla faydası dokunacaktır. İslam İktisadı tıpkı üniversite okuyan gençler gibi dinamik , gelişmeye açık ve bir o kadar genç bir tarihe sahip ve kanaatimce neden gelişim aşamaları gençler tarafından inşa edilmesin..?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir