KTO Karatay Üniversitesi Genel Sekreteri  Dr. Hüseyin ERGUN İle Özel Röportaj

KTO Karatay Üniversitesi’nin Genel Sekreteri  Dr. Hüseyin ERGUN  ile Şeymanur Bektaş tarafından, takipçilerimiz için gerçekleştirilen özel röportajı istifadenize sunuyoruz…

Son yıllarda bir çok üniversitede lisans, yüksek lisans, doktora programları açıldı. Kamu kaynaklı katılım bankaları kuruldu. Geçen on yıl ve önümüzdeki on yılı baz alarak ekonomik ve akademik faaliyetlerin geleceği açısından gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz?

Son yıllarda açılan lisans ve lisansüstü program sayılarının çoğalması çok önemli bir gelişme. Ülkemizde bu alanda büyük bir boşluk var. Hem akademik anlamda hem de sahada bu eğitimi almış nitelikli insan eksikliği hissedilmekte. Yeni açılan bölümlerin bu boşluğu doldurabilecek nitelikte olduğuna inanıyorum. Malumunuz ülkemizde bu alanda lisans düzeyinde eğitim veren 2 üniversite bulunmaktadır. Lisans temelinde iyi organize edilmiş bir müfredatla bu eğitimi almanın birçok avantajı olacaktır. Bunlara kısaca değinmek gerekirse… Öncelikle günümüz koşullarında hâkim olan iktisadi teoriler ile İslam ekonomisinin temellerinin bir arada bu seviyede veriliyor olması, öğrenciye mukayese edebilme ve ayırt edebilme farkındalığı kazandırmaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse, konvansiyonel teori ve uygulamaların tekelinde bir eğitim, öğrencilere zamanla değişmesi zor bir temel verirken İslam ekonomisi ve finans metodolojisi içerisinde verilen bir eğitim ile öğrencilerimiz asıl olan ve ilk insandan bugüne kadar ahlaki temellere dayanan bir ekonomik modeli detaylı bir şekilde öğrenebilme fırsatı yakalamaktadır. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde bu alanda verilen nitelikli eğitimin artması ülkemizin ve bölgemizin uzun vadeli ekonomik hedeflerine ulaşmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Üretim temelli bir ekonomik büyüme modeli, tüm dünyanın ihtiyacı olan adaletli gelir dağılımı, refah, kalkınma ve yoksullukla mücadele gibi alanlarda yeni paradigmalar ortaya koyacaktır.

Öte yandan ülkemizde yeni katılım bankalarının kurulması ve bu alanda yapılan çalışmaların da artarak devam etmesi dikkatle izlenmesi gereken çok önemli bir adımdır. Hem eğitim anlamında sayının ve niteliğin her geçen gün artması hem de uygulama alanında yeni aktörlerin alana dâhil olması ülkemizde geç de olsa İslam Ekonomisi ve Finans alanında farkındalığın artmasına vesile olmuştur. Ülkemizin uluslararası arenada yükselen bir değer olması ve ilk 10 ekonomi arasına girme hedefine ulaşması için üretim odaklı büyüme stratejisi açısından katılım bankacılığı ve paylaşım temelli bankacılık hayati bir önem taşımaktadır. Son yıllarda yaşanan gelişmeler ışığında katılım bankalarının ve İslami finans uzmanlarının özellikle KOBİ ve büyük ölçekli sanayi kuruluşlarımız için projeler oluşturması, girişim sermayesi ve ortaklık kültürünü geliştirmesi beklenmektedir. Ülkemizin genç nüfusu ile girişimcilik kültürü, katılım bankacılığı için büyük bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Girişimcilerin finansmana ulaşması noktasında oluşturulacak yeni projeler ve fonlar ile katılım bankacılığı da girişimciler ile birlikte hızla büyüyecektir.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan baş döndürücü hız ile 1970’lerden bu yana dünya genelinde büyük değişimler yaşanmakta, “finansallaşma” olarak isimlendirebileceğimiz reel üretimden uzaklaşarak finans temelli bir ekonomi oluşumu da bu değişimle birlikte çok önemli bir yere konumlanmakta. Özellikle 2007 yılı itibarıyla hissedilmeye başlayan, 2008 yılında zirveye ulaşan küresel kriz ile finans sektörünün üretimden bağımsız hareketinin ne denli kritik sonuçlar doğurabileceği bir kez daha görülmüş oldu. Bankacılık sektörünün ağır yaralar aldığı krizde, paylaşım ve üretim temelli İslami finansal kuruluşlar (ülkemizdeki adıyla katılım bankacılığı) dünya ekonomik ve finansal sistemi için ne derece önemli olduğunu somut bir şekilde ispatlamıştır. Bu örnekten de yola çıkarak şunu söylemek hiç de zor olmayacak: Gelecekte bu alanda yapılacak olan akademik çalışmalar ve saha uygulamaları giderek artacak ve yeni ekonomik sistem adına en önemli alternatif olarak yerini koruyacaktır.

Çok sayıda mezun verecek üniversiteler, iş imkanları açısından baktığımızda sizce yığılma olacak mı? Yoksa aksine bu programlardan mezun olanlara ayrıcalıklı fırsatlar doğması mümkün mü?

Bu alanda üniversitelerin vereceği mezun sayıları hâlihazırda piyasanın ihtiyacı olan rakamların yanında çok küçük bir oran olarak görünmektedir. Bu vesile ile temel bir yanılgı olarak düşündüğüm bir konuya da değinmek isterim: İslam Ekonomisi ve Finansı denildiğinde yalnızca katılım bankacılığı anlaşılmamalıdır. Katılım bankacılığı finansa ulaşma ve onu yönlendirme alanında çok önemli bir paya sahip olmakla birlikte sigortacılık, girişim sermayesi, kitle fonlaması, borsacılık, yatırım danışmanlığı, şirket yönetimi gibi kamu ve özel sektör nezdinde birçok alanda iyi yetişmiş İslam Ekonomisi ve Finans mezunlarına ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu programlardan mezun olacak öğrencilerimizin akademi de dâhil olmak üzere birçok alanda iş bulabilmelerinin önünün açık olduğunu düşünmekteyim. KTO Karatay Üniversitesi olarak bölüm açılışı için yaptığımız çalışmalarda birçok kurum ve kuruluş ile yapılan sözlü ve yazılı görüşmeler neticesinde bu alana olan ihtiyacın ne derece büyük olduğu ve mezunların istihdam olanaklarının çeşitliliğini görmüş olduk. Birçok kurum ve kuruluşun destek mektupları ve bu alana duydukları ihtiyaçları dile getirdikleri niyet mektupları, bölüm açılış dosyasında yer almaktadır.

Bugün İslami ekonomisi ile ilintili programlardan mezun olanlar ya akademik alanda iş bulmaya ya da faizsiz finans kurumlarında çalışmaya gayret ediyorlar. Bu dar alan nasıl genişletilir? Programlardan mezunların çok daha geniş bir yelpazede istihdamı nasıl sağlanır ? Bu genişleme için ilgili programlar gerekli eğitim faaliyetleri mevcut mu? Hangi alanlarda üniversiteler mezunlarının istihdam alanını genişletmek için kendilerini geliştirmeli, dönüştürmeli?

İslam Ekonomisi ve Finans mezunları biraz önce de belirttiğim gibi birçok alanda istihdam edilebilecektir. Üniversitemizde müfredat hazırlığı için sektörün önde gelen isimleri ile çalıştay düzenlenmiştir. Bu çalıştayın katılımcıları arasında katılım bankalarının yöneticileri, sigorta şirketlerinin yöneticileri, akademisyenler, sektör temsilcileri, oda ve borsaların temsilcileri, iş dünyasının temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve iş adamları ile bir araya gelerek nasıl bir mezun profiline ihtiyaç olduğu sorusu sorulmuş ve eğitim tasarımı buna göre yapılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar bu alanda uzman kadrolar tarafından değerlendirilmiş ve çok yönlü bir müfredat tasarımı yapılmıştır. Bu çalışmalar ışığında şunu söylemek mümkündür: İslam Ekonomisi ve Finans mezunu bir öğrenci farklı çalışma alanlarında başarılı olabilir. Akademik çalışma yapmak isteyenler, bankacılık ve finans sektöründe söz sahibi olmak isteyenler ve kamu/özel sektörde kendine yer bulmak isteyenler için fırsatlar barındırmaktadır. Günümüzde katılım bankacılığının veya finans sektörünün İslam Ekonomisi ve Finans mezunlarına duyduğu ihtiyaç kadar özel ve kamu sektörünün de bu alana ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Finansa ulaşmak isteyen kurum ve kuruluşların kendi plan ve hesaplarını yapabilmeleri adına bünyelerinde bu alanda yetişmiş uzmanları barındırmaları kaçınılmaz görünmektedir.

İslam coğrafyası açısından dişündüğünüzde birgün ekonomik bir birlikteliğin kurulması ve faizsiz bir bölgesel sistemin inşa edilmesi mümkün mü? Nelere ihtiyaç var? Neler yapılmalı? Türkiye bu konuda zamanında gerçekleştirilmeye çalışan D-8 planındaki gibi bir girişimde bulunup öncü devlet olabilir mi?

İslam Ekonomisi ve Finansı dediğimiz zaman yalnızca Müslüman ülkelerin ve Müslümanların ihtiyaç duyduğu bir modelden bahsetmiyoruz aslında. İslam ekonomisi tüm dünyanın ve insanlığın ihtiyaç duyduğu bir model olarak karşımızda duruyor. İngiltere, Almanya, Amerika, İsviçre, Japonya gibi ülkelerde bu alanda çalışmaların yapılıyor olması bunun en somut göstergelerinden bir tanesidir. Kapitalist ekonomik modeller çok uzun zamandır dünya genelinde krizler doğurmaktadır. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasından günümüze kadar geldiğimizde gördüğümüz birçok kriz var. 17. yüzyıl lale krizinden 21. yüzyıl mortgage krizine kadar hâkim sistemlerin krizler ürettiği ve bu krizlerin savaşlara, açlığa ve yoksulluğa neden olduğunu hep birlikte görüyoruz. Tüm dünyanın yeni bir modele ihtiyacı olduğu ve bu modelin de tartışılması ve geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Kötü bir modelin devamı olan yeni bir model yerine özgün taraflarını koruyan ve üzerinde iyi çalışılmış bir modelin insanlığın karşı karşıya olduğu birçok soruna çözüm üretebileceğine şüphe yoktur.

Faizsizlik prensibi İslam ekonomisinin üzerine bina edilen en önemli prensiplerden bir tanesidir. Paranın bir değişim aracı olarak kabul edilmesi gerekir. Faiz esasında haksız kazancın bir göstergesidir. Faizsiz bölgelerin kurulması, faizsiz bölgesel bir sistemin kurulması tabii ki bu modelin önünü açacaktır. Ülkemiz bu konuda öncü olacaktır. Fakat öncelikle faiz konusundaki farkındalığın artması gerekmektedir. Faizin neden yasak olduğu, faizle yapılan işlemlerin doğurduğu sonuçların tartışılması ve bunun doğru konumlandırılması gerekir. İslam dini aldanmayı ve aldatmayı yasaklarken haksız kazancı ve emek harcanmadan elde edilen gelirin de sakıncalarından bahsetmektedir. Faizin sağlamış olduğu kazanç emeksiz bir kazançken diğer taraftan da emeğin sömürülmesi anlamına gelmektedir. Bu konuda İslam Ekonomisi ve Finans mezunlarına her alanda önemli görevler düştüğünü, bu farkındalığın sizler sayesinde artacağına olan inancımı burada bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Batı dünyasında İslami finansın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yüz yıllardır kapitalizmin maddi manevi esaretindeki bu toplumlara İslami finans faaliyetlerinin bir dönüşüm manivelasına evrilmesi mümkün mü? Düşüncelerine, dünyaya bakışlarına, ekonomik faaliyetlerine bir dönüştürücü etkisi yapabilir mi?

Kapitalizm ve diğer sistemler yüzyıllardır insanları tüketmeye teşvik etmekte, tüketimi ve harcamayı özendirmektedir. Bugün hepimizin açıkça görebileceği gibi lüks tüketime özendirme, kapitalizmin en önemli silahıdır. Tüketimin artması ve üretmeden tüketme alışkanlığı oluşan katma değerin bir grubun elinde toplanmasına neden olmaktadır. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksulluğun temel nedenlerinden bir tanesi de budur. Bu noktada İslam Ekonomisi ve Finans en önemli çıkış yoludur. Fakat dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan bir tanesi, özellikle finans alanında İslami finansı modellerken benzer konvansiyonel uygulamaları kopyalayarak bunların İslami versiyonlarını üretmek, kapitalist modele bağımlı yeni bir kapitalist formasyon oluşturmamak gerektiğidir. Kapitalist uygulamayı tamamıyla bir tarafa bırakıp üretim temelinde adil paylaşımı özendiren ve modelleyen yeni araçlar ve enstrümanları ortaya koymak gerekir. Doğru soruları sorarak ihtiyacı tespit etikten sonra, yeni araçları şeriatın maksatlarına ve temel yasaklara uygun olarak ortaya koyabilmek gerekir. O zaman Batı’nın ve tüm dünyanın ihtiyacı olan çıkışı sağlayabiliriz.

Faizin gerçekten dünya ekonomisinden çıkarılması mümkün müdür? Bu bir hayal midir? Yoksa çok uzun yıllar boyu uluslarca gereken çalışmaların yapılması ve mücadelenin verilmesiyle ulaşılabilecek bir kızıl elma mı?

Konu tek başına faizin ekonomik sistemde baş aktör olması olarak bakarsak belki yanılabiliriz. Evet faiz çok önemli bir argüman ve dünya ekonomik modellerinin hepsinde dünya tarihi boyunca uygulanmış ve hâlen uygulanmakta olan bir sömürü aracıdır. Faizsiz bir dünya ekonomisi düşüncesine gelince bunu gerçekleştirmenin yolu iyiliğin ve yardımlaşmanın önünün açılması ve bakış açısının değiştirilmesinden geçmektedir. Doğru modellerin oluşması, faizsiz çalışabilen paylaşım esasına dayanan örneklerin çoğalması ve başarının ortaya çıkmasıyla sağlanabilecek bir idealdir. Ben orta ve uzun vadede bunun mümkün olduğuna inananlardanım. Bunun ön koşulu kısa vadede daha çok çalışmak olacaktır. Akademik birikimin artması, piyasanın ve reel aktörlerin taleplerinin daha net bir şekilde ortaya konması ve kökü kapitalist olmayan yeni enstrümanların gelişmesi ile bu ideale ulaşılabilecektir.

İslam ekonomisi ile ilintili programlarda öğrenim gören öğrenciler için beş kitaplık bir okuma listesi hazırlayacak olsanız hangi kitapları listenize alırdınız?

İslam Ekonomisi ve Finans öğrencileri için 5 kitaplık bir liste kısa olacaktır. Ama yine de 5 kitapla sınırlamak gerekirse:

1-Ülgener, Sabri (2006), İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası, Derin Yayınları

2-Çizakça, Murat (2020), İslam Ekonomisi ve Finansına Giriş, KTO Karatay Üniversitesi Yayınları

3-Ayup, Muhammed (2017), İslami Finansı Anlamak, İktisat Yayınları

4-Hasanuzzaman, S.M, (2017), İslam İktisadının Fıkhi İlkeleri, İktisat Yayınları

5-Lapavitsas, Costas (2019), Üretmeden Kâr Etmek, Koç Üniversitesi Yayınları

Bu güzel röportaj için çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar…

KTO Karatay Üniversitesi Genel Sekreteri  Dr. Hüseyin ERGUN İle Özel Röportaj” için 2 yorum

  • Şubat 20, 2020 tarihinde, saat 5:29 am
    Permalink

    Güzel bilgiler.. Acaba lisans ve doktora mezuniyeti nedir hüseyin beyin ?

    Yanıtla
    • Şubat 20, 2020 tarihinde, saat 2:20 pm
      Permalink

      Selçuk üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunu doktora da Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir