Yüksel KELEŞ: Günümüz Finansal İşlemlerinde Garar

İslam, Müslümanların kendi aralarında yaptığı ticaretin ve muamelelerin karşılıklı rızaya dayanmasını ister. Karşılıklı rıza prensibi, ticaretin hem uygulama aşamasında hem de sonuçları itibariyle gözetilmesi gerekir.

Ticari işlemlerde karşılıklı rızayı sakatlayan işlemlerden birisi de garar yani haksız kazanca neden olacak belirsizlik ve kapalılık durumudur. Akdin ve işlemin yapıldığı anda taraflardan birinin zararına ve diğerinin haksız kazanç elde etmesine neden olacak şekilde belirsizlik içeren işlemlerde garardan söz edilebilir.

Satışa konu edilen şeyin belirli olmadığı, tesliminde aciz kalınan, tesliminin mümkün olup olmadığı bilinmeyen, elde edilmesi meçhul olan, şüpheli olan her türlü işlemde garardan söz etmek mümkündür. İslam hukukunda ağırlıklı alım satım akitlerinde işlenen garar; kira, iş ve borçlanma akitlerinde de gündeme gelebilir.

Miktarı bilinmeyen malın satışı, para birimi belli olmayan işlemler, kira süresi belli olmayan kiralama akitleri, vasıfları bilinmeyen malların satışı bu türden sayılabilir. Bu bilinmezlikler taraflar arasında ihtilafa neden olacak, bir tarafın zararına diğer tarafın haksız kazancına yol acak sonuçlar doğurur.

Gararla ilgili değerlendirmeler, mezhepler arasındaki görüşler, zamana, şartlara ve işlemin içeriğine göre farklılaşabilmektedir. Ancak  temel prensip Müslümanlar arasındaki emniyetin, adaletin, hakkaniyetin sağlanmasıdır. Kişiler arası güveni ve adaleti zedeleyecek, haksızlığa neden olacak her türlü işlemden sakınılması gerekmektedir. İslam, kardeşliğin korunmasını sağlarken sömürünün ve adaletsizliğin engellenmesini amaçlamaktadır.

Garar içeren sözleşmelerde normalde elde edilecek kazanca ilave olarak taraflardan birine sağlanan ilave bir kazanç vardır ki kişinin emeği ya da malın vasıflarından değil belirsizliğin içerdiği riskten kaynaklanmaktadır. Bu ise haksız bir kazançtır.

Ticari işlemlerde ticaretin doğasından kaynaklanan risk yani zarar etme olasılığı yukarıda bahsettiğimiz akit konusu malın vasıflarından kaynaklı belirsizlik riski ile karıştırılmamalıdır. Ticari risk İslamın öngördüğü ticaret sonucu oluşacak kayıptır.

Ticari işlemlerde riske girmek ya da riskten kaçınmak, sıklıkla görülen davranışlardır. Spekülatif kazanç elde etmek isteyenler genellikle riskli işlemler yaparken, önünü görmek isteyen, hesaplanamayan zararlarla karşılaşmak istemeyen tacirler ise riskten kaçınan, risk azaltıcı işlemleri tercih etmektedir.

Yukarıda genel hatlarıyla fıkhi çerçevesini verdiğimiz garar konusu çok yönlü ve detaylı olması hasebiyle fıkhi kaynaklardan daha fazla okuma yapılmasında fayda vardır. Bu yazıda kısaca bu konunun finansal işlemler boyutuyla ilgili kanaatimizi ifade edeceğiz.

Günümüz finansal işlemlerinde karşımıza çıkan riskleri; faiz riski, kur riski, fiyat riski, operasyonel risk, likidite riski olarak sıralayabiliriz. Bu riskler kişi ve işletmeler tarafından kısmen yönetilebilir riskler olup, riskten korunma yöntem ve teknikleri ile zarar ya tamamen ortadan kaldırılabilir ya da kısmen önlenebilir.

Ticaret, doğası gereği risk içerir. Dinimiz ticari faaliyetlerin sonucunda ortaya çıkacak olan zarar riskini üslenmeyi helal saymıştır. Kişilerin ya da işletmelerin ana amacı ticari faaliyetin sonucu olan kar/zarar riski dışınca risk almamak ya da en azından hesaplanabilir, ölçülebilir riskler almaktadır. İslam dini, ilkesel olarak insanların ticaret yaparken belirsizlikten kaynaklı riskten kaçınmalarını hem kendilerini hem de karşı tarafı zarara uğratacak sonu belirsiz ve hesaplanamayan işlemler yapmamalarını ister. Bu çerçeve de garar içeren şansa ve belirsizliğe güvenerek kazanç peşinde koşmak, iktisadi faaliyet ve anlaşmaları bu zaviyeden yapmak yasaklanmıştır.

Konunun daha anlaşılabilir olması açısından vadeli döviz işlemlerini (forward) bu çerçevede ele alabiliriz. Hem riskten (kur kaynaklı zarar) kaçınmak hem de spekülatif kazanç elde etmek amacıyla yapılan bu işlemlerde ciddi zararlar oluşabilmektedir. Bu işlemler zahmetsiz büyük kazançlar elde etmek için değil de ticaretin daha öngörülebilir olması, dışsal etkenlerden kaynaklı kayıpların önlenmesi, daha güvenli ticaret yapılabilmesi için yapılırsa, tacirler için faydalı olmaktadır. Bu işlemlerde amaç iktisadi faaliyetlerden kaynaklı belirsizliği ve bu belirsizlikten doğan zararları azaltmak olmalıdır. Buda tarafların ticari faaliyetlerini daha güvenli ve hesaplanabilir kılar.

Spekülatif ve zahmetsiz kazanç elde etmek amacıyla kişilerin, ticari nitelik taşımayan işlem ve sözleşmeleri finansal enstürümanlar kullanmak suretiyle gerçekleştirmesi İslamın ruhuna ve ticaret anlayışına uymayan bir davranıştır. Özellikle finansal enstrümanların ne amaçla kullanıldığı önem arz etmektedir. Bir finansal enstrümanı, spekülatif kazanç elde etmek için kullanmak, karşı tarafı zarara uğratacak şekilde kurgulamak ya da kullanmak doğru bir yaklaşım değildir. Buradan doğacak ihtilaflar ticari güveni ve itibarı dolayısıyla toplumsal barışı zedeleyecek sonuçlara yol açabilmektedir. Sözleşmenin taraflarca imzalanıyor olması işlem anında tarafların razı olması garar riskini ortadan kaldırmamaktadır. Asıl önemli olan işlemden doğan sonuca tarafların razı olmasıdır. Sonuçları itibariyle aldatılmışlık duygusu verecek ticari işlemlerden her iki tarafın işleme rıza göstermesine bakılmaksızın sakınılmasında fayda vardır.

Müslüman kişi, zarar riski üstlenmeden elde edilen faiz kazancı gibi, garar içeren haksız kazançtan da sakınmalıdır. Amaç; helâl, bereketli ve makul bir kâr olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir