GÜNCELGÜNDEMYAZARLAR

Suat Baran Ataş Katılım Bülteni İçin Yazdı: Mit Ghamr ve Aktüel Meseleler

BİRÇOK VERİ, BİRAZ YORUM.-1

Yüce Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi bütün insanlığın üzerine olsun.

“Bir garibin duasına gir. Kurtarırsa, o kurtarır.” -Evliyaullah’tan Tapduk Emre Hazretleri.

Katılım Bülteni’nin kıymetli okurları, yazımın ilk bölümünde şahsi okumalarıma dayanarak, “Mit Ghamr’dan” bahsetmeye çalıştım. Devamında ise şu anki konjonktürde kısaca İslami finansın durumunu ele almaya çalıştım. Ardından girişim sermayeciliği ve İslami finansın ortak noktalarını, toplumsal maslahat üzerinden yorumlayıp, aktüel birkaç mesele hakkındaki fikirlerimi belirttim. Sürç- ü lisan ettiysem af ola. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

İDEALİST BİR ADAM…
Katılım bankacılığı ve İslami finansın tarihsel gelişimine ilgi duyan hemen
herkes Mit Ghamr’ı duymuştur elbette. Mısır’da kurulan bu banka sektörün öncüsüydü şüphesiz. Mit Ghamr, İslami usul ve erkana riayet eden ilk banka idi. Yani ilk katılım bankasıydı. Öyle basit ve demode işlemler de gerçekleştirmiyordu. Banka, bölgesel kalkınma amacı güdüyordu. Ekosistemsel bir dönüşüm gayesindeydi. Kurucusu ise malumunuz merhum Ahmad al- Najjar’dı. Almanya’da ihtisas yapan Najjar, İslami finansa dair her zaman umut besleyen birisiydi. Öyle ki öğrenimi sırasında bunun hayalini kuruyordu. Nitekim kendisine bir rol-model bile belirlemişti. Najjar, Alman Tasarruf Bankası’nı inceledi, bölgeye olan yatırım ve desteklerini görme fırsatına erişti. Pek ala birkaç yıllık tasarlama, personel seçimi ve “lokasyon iznini” de halledip, -ki lokasyon izni son derece sancılı bir süreçti-, neticesinde 1963 yılında bankayı hizmete alabildi. Tahayyül ettiği kalkınma modelini uygulama fırsatı bulan Najjar, bunu Mısır gibi dönemin tasarruf mantalitesinden ve finansal gelişiminden bir haber olan bir ülkede gerçekleştirmişti. Mısır ne entegre piyasalara ne de finansal gelişkinliğe haiz bir ülkeydi. Banka çok hızlı büyüyor, mudilerin sayısı artıyor, şubeler çoğalıyor ve bölge üretimine destek olacak yatırımlar birbiri ardına devreye alınıyordu. Najjar bölgesel kalkınmaya destek olmak için bir dizi projeyi onaylıyor ve yatırımlar gerçekleştiriyordu.

Örnek verecek olursam, bankanın yüksek talep duyulan tuğla üretimini desteklemek için kurduğu fabrika ve finansal zorluklar sebebiyle geçmişte kapatılması icap eden özel okulu (Mith Ghamr bölgesindeki yatırımlar) satın alarak işletmeye alması, bölge halkına büyük çapta yararlar sağladı. Devam eden yıllarda makarna fabrikası; yarı otomatik bir fırın, süt ve sulama makinaları fabrikaları ile bölgede en çok ihtiyaç duyulan alanlara da yatırımlar yapılmaya başlandı. Bu arada vermiş olduğum örnekler, İslami bankanın fonksiyonları arasında yer alan “sosyal ve beşeri kalkınma” açısından güzel örnekler şüphesiz. Başta Mit Ghamr bölgesi olmak üzere şubeleşme organizasyonun olduğu alanlarda bir nevi sosyal hizmet vasfına erişen banka, ayrıyeten müşkül durumunda olan insanlara el uzatabilmek için bir de “sosyal yardımlaşma” fonunu devreye almıştı. Zekât ve birtakım diğer modeller ile bu mümkün oluyordu. Sermayesi, personel sayısı ve operasyonel gücü muadillerine göre birhayli geride olsa bile bir hedefleri vardı. Samimi bir hedefin uğraşı içerisindeydiler. Güzel giden yıllar, hep aynı surette seyretmedi lakin. Banka, 1967 yılında Mısır Merkez Bankası tarafından devralındı. Kararın arkasında diktatör Cemal Abdülnasır ve çetesi vardı. Sosyalist Nasır hükümeti, liberal fikriyatın bir uzantısı olarak gördüğü Mit Ghamr’ın kapısına kilidi vurmuştu. Mit Ghamr ile ilgili merak ettiklerinizi, Katılım Bülteni için kaleme almış olduğum, “Hazin Sonlu Bir Başarı Hikayesi” adlı yazımda bulabilirsiniz. Keza Zeynep Hafsa Orhan Hanımefendi’nin de konuyla ilgili bir çalışması mevcut.

NE OLURSA OLSUN…
Bankanın lağvedilmesi, Mısır’ın erken dönem rejim politikaları, Nasır’ın tutumu
bir yana, Najjar’ın kısa sürede; az bir sermayeyle ve küçük bir operasyonel kabiliyetle çok iyi işler çıkardığı sonucuna herkes varacaktır diye düşünüyorum. Misal verecek olursam, bankanın hizmet verdiği 5 yıllık süre zarfında bankanın fon toplama tarafında yaşadığı büyüklük, Mısır’ın geneline göre katbekat fazlaydı. Ayrıca mudi sayısı da inanılmaz bir biçimde artmıştı. Fakat akıbet hayır ile sonuçlanmadı. Lakin “hayal” olarak görülen ve o günkü konjonktürde imkansız olarak değerlendirilen ve bir vuslat misali olarak anılan “İslami bankacılık” ilk defa gerçekleştirilmişti. Çok değil, kısa bir zaman zarfı sonrasında ise IsDB (Islamic Development Bank) ve ilk İslami ticaret bankası olarak görülen Dubai Islamic Bank kurulacaktı. Anlaşılan dalga tersine dönmüştü. Keza bu ilanlardan sonra peşi sıra diğer ülkeler de ki bakış açısı da değişiyor, yeni yeni İslami kuruluşlar hizmete başlıyordu. 1983-84 yıllarında -hemşerim-, merhum Turgut Özal’ın destekleriyle ülkemizde de İslami finansın temelleri atılıyordu. Bu uğurda öncü isimler ise Faisal Finans, Albaraka Türk ve Kuveyt Finance House oldu…

Kısa bir ekleme yapmak istiyorum. Kıymetli hocam Murat Bey’in (Çizakça), Ahmed el-Najjar ile olan samimi ve yakın bağını da buradan ifade etmek istiyorum. Kendileri, “beni, İslami finansa ısındıran isim, bana bizatihi alanı öğreten isim” diye bahsediyordu. Merhum Najjar, Sayın Çizakça’yı K.K.T.C.’de eğitim veren, International Institute for Islamic Economics and Banking’e öğretim üyesi olarak gelmeye dahi ikna etmişti. Aralarındaki muhabbet bu denliydi! Keza Murat Bey’in Kral Faysal ile de muhabbeti vardı. O da başka bir yazıya kalsın. Pek tabii takdir edersiniz; Murat Çizakça Beyefendi’den ders alma onuruna erişmek de bu anlamda çok önemli diye düşünüyor ve kıymetli şahsına en derin hürmetlerimi bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

KISACA MEVCUT DURUM…
Bugün İslami finansın ulaştığı büyüklük, IFSB’nin (Islamic Financial Services
Board) 2022 Stability Report’una göre 3,25 trilyon dolar civarında gerçekleşti. Dağılım ise şu şekilde: İlk sırada takdir edersiniz bankacılık sektörü geliyor. Bankacılık sektörünün 2022’de ulaştığı aktif büyüklük 2,25 trilyon dolar. Tekabül ettiği oran ise %69,3. İkinci sırada ICM diye tabir edilen İslami sermaye piyasaları geliyor. %29,8’lik orana sahip sektörün ulaştığı büyüklük 960 milyar dolar. Son sırada ise gelişme aşamasındaki Tekafül sektörü geliyor. İslami sigortacılık uygulamalarının bütünü olarak adlandırılan Tekafül, %1’den düşük bir orana sahip. Ürettiği prim değeri de 3 milyar dolar civarında. Rakamlar bu şekilde. Bu arada ilgili verilerin hesaplanma ve toplama süreci farklı. IFSB, üye ülkeler ve finansal kuruluşlar dışında veri akışı kabul etmeyen bir politikaya sahip. Yani IFSB’nin belirttiği miktarın çok daha üzerinde rakamlar olabilir diye de ekleyeyim. Pencere bankacılığı ve özel bankacılık hizmetlerini kastediyorum tabii.

Peki bizi gelecekte ne bekliyor? Hayır, bir şubeci olarak, şubeciliğin geleceğini kastetmiyorum. Sonumuz hüsranla sonuçlanacak gibi duruyor. Yakın zamanda olmaz belki ama yolun sonunda kara toprak var. Dijital bankacılık hizmetleri makası iyice açıyor çünkü. Şaka bir yana, İslami finansın varlıkları, global varlıklara nazaran hep %1’ler ile mi temsil edilecek (mevcut konjonktürde %1 dahi edemiyoruz)? Halihazırda bunun çözümü için neler yapılmalı? Bu tür sorulara sistematik cevaplar veremem. İlmi açıdan yeterli olduğum söylenemez çünkü. Lakin yorum getirebilme hakkını kendimde görüyorum. Bu sebeple tez konum olarak çalışma fırsatı bulduğum alanı, “girişim sermayeciliği” modelini öneriyorum. Bu model, teknoloji ve makine açığı yüz milyarlarca doları, savunma sanayi açığı yüz milyarlarca doları ve birçok başka sektörlerdeki açığı keza yüz milyarlarca doları bulan İslam ülkelerini refaha kavuşturmanın anahtarı olarak görülmeli. Lakin satırlarımda ulusal bir minvalde ilerleyecek ve ülkemizdeki vakalar üzerinden örnekler vereceğim. Fakat daha önce Sberbank’ın Kıdemli Başkan Yardımcısı Oleg Ganeev’in, Anadolu Ajansı muhabirine verdiği demece kulak verelim.

Rusya’nın bankacılık devi Sberbank’ın üst yönetiminden olan Olag Ganeev, İslami finansın 2025’e değin %40’lık bir büyüme göstererek, 7,7 trilyon dolar bandına erişebileceğini belirtiyor. Döngüsel risklere vurgu yapan Ganeev, İslami finansın doğası gereği, konvensiyonel finansa nazaran risklere karşı korunaklı bir yapısının olduğunu belirtiyor. Ürün yapılarındaki çeşitlilikten bahseden Olag Ganeev, 13 farklı enstrümanla hizmet verdiklerini ekliyor. Bilhassa Rusya’da “ortaklık finansmanı” modelinin en sık başvurulan yöntem olduğunu belirten Ganeev, model için “Çünkü bu faaliyet alanında bu finansman araçlarının özünde yatan temel ilkelerden hareket ediyoruz. Temel ilkenin, risklerin, gelirlerin ve muhtemelen durum elverişsizse kayıpların eşit katılımı ve paylaşımı olduğu bilinmektedir. Ortaklığın özü budur.”, ifadesini de bilahare ekliyor. Ayrıca Rusya’da İslami finansın durumu ile ilgili veri paylaşımında da bulunuyor. Rusya’nın İslami bankacılık aktif büyüklüğü 8 milyar dolar civarında. Pek tabii Rusya’da halihazırda göçmenler hariç 20 milyonluk bir Müslüman nüfustan da bahsediliyor (Rusya’nın nüfusunun %14’lük kısmına tekabül ediyor). Buna Müslüman nüfusun hızlı artış oranı da dahil edilirse, ileri ki dönemlerde Rusya’nın İslami finansın önemli paydaşlarından biri olabileceği düşünülebilir elbette. Şüphesiz Rusya’daki finansal entegrasyon zorlukları ve yaptırımlar aynı şiddette devam edebilir mi, orası politikanın alanı lakin büyük bir potansiyel olduğu da herkesin varacağı bir kanıdır diye düşünüyorum. Çünkü Olag Ganeev’in ifadelerine göre özellikle ödemeler sisteminde ulaşılan büyüklük yadsınamaz bir düzeyde.

İslami finansın gelecek portresi noktasında S&P Global, JP Morgan ve HSBC gibi kurumlar da aynı minvalde bir beklenti içerisindeler. Sadece beklenti de demeyelim buna. Aynı zamanda HSBC İslami finansın önemli aktörlerinden birisi.

Hatta köklü bir geçmişe sahip. Londralı bu dev, İlkler listesinde yer alıyor Konumuza devam edelim. Yükselişin sebebi olarak, İslam coğrafyalarındaki nüfus artışını; İslami kurumların inovatif çıkışlarını ve dijitalin yükselen sinerjisini de buna sebep sunuyorlar. Gerçekten de İslami finans, geleneksel finansa nazaran daha hızlı büyüyen bir grafikle seyrediyor. TKBB, IFSB ve S&P’nin verilerine göre, İslami finansal hizmetlerin ortalama yıllık büyümesi, geleneksel finanstan 2-3 kat daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Tarama yaptığım kaynaklar arasında İslami finansın kısa bir sürede 10 trilyon doları görebileceğini belirten kaynaklar bile var. Nitekim 2030’lu yılları görmeden bu büyüklüğe ulaşılabilir noktasında sağlam kaynaklar var. Gerçek şu ki İslami finans, IMF’in “Küresel Ölçek” verilerine göre katlanarak büyüyecek. Çünkü İslam ülkeleri büyüyor, ilgili ülkelerin gayri safi hasılaları 2030 ve 2050 projeksiyonuna göre (kaynak IMF), şimdikinden on kat daha büyük olacağı belirtiliyor. En büyük 20 ekonominin mühim bir bölümünü gelişmekte olan Müslüman ülkeler oluşturacak. Türkiye’de bu veride önemli bir paydaş olarak görülüyor. Keza ülkemiz de bu refahtan payını alacak ve inanılmaz bir gsyh büyüklüğüne erişecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde çok güzel işler başaracağız. Bunlar afaki söylemler değil. Bunlar hakikatin yansımaları. Akkuyu; Filyos ve daha niceleri. Bu hedeflerin gerçekleşebilmesi, ideallerin tesisi ve devletimizin selameti için dava adamlarına ihtiyacımız var. Bunu da kısaca hatırlatmak istedim. Ne için mi? Liyakat tartışması var ya hani… Onu kastediyorum. Erdoğan’ı eleştiriyorlar ya “liyakatsizlik” hususunda. Ben de diyorum ki; Erdoğan’ın özgeçmişi ve yaptığı onlarca mega iş yeterli değil mi de bu denli galiz ifadeler kullanıyorlar?! Bu müzmin muhalifler gidip Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı mega projelere bir baksınlar önce! TOGG’a; Kaan’a, OSB’lerin artışına, ihracat rakamlarına ve daha birçoğuna… Yüz milyarlarca dolarlık altyapı ve üstyapı yatırımlarını da unutmasınlar ama.

Yazımın ilk bölümü bu kadar. Sabırla okuduğunuz için şükranlarımı sunuyorum. Haftaya görüşmek dileğiyle.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir