Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN İle Özel Röportaj

KTO Karatay Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finans Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN hocamızla, muhabirimiz Rabia Bulut’un takipçilerimiz için gerçekleştirdiği röportajı istifadenize sunarız…

Gerçek manada faizsiz bir bankacılık mümkün müdür? Tüm dünya ekonomisinin faiz üzerine inşa edildiği düşünüldüğünde, bir ülkenin kendi sınırları içerisinde gerçek anlamda faizsiz bir modeli işletmesi ne kadar mümkündür?

Müslümanların ticari faaliyetleri faizsiz olarak yürütülmesi gerektiğine göre bunun için de finansman kaynağı gerekecektir. Bu ihtiyacı ise varlıklı Müslümanların kendi aralarında çözmeleri gerekir ama bunu her zaman bu şekilde yapmak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla bundan ötürü, bir kurum eliyle finansman ihtiyacı giderilecektir. Bu konuda da faizsiz finansmanı sağlayacak, organize edecek olan kurum tabi ki faizsiz bankalardır. Girişimcilerin ve ticaretle uğraşanların “biz faize düşmeden, meşru ölçüler içinde ticaret yapmak istiyoruz” dediklerinde zaman zaman nakit ihtiyaçları olacaktır. Bu nakit ihtiyaçlarını, meşru ölçüler içinde karşılayabilecekleri ve sürekli olarak da başvuru yapabilecekleri kurumlara ihtiyaç vardır. Bu kurum da ‘faizsiz banka’ olabilir.

Sizce faizsiz bir finans sisteminin kurulmasında devletin sorumluluğu nedir? Hangi vazifeleri üstlenmeli, hangi alanlarda düzenleyici olmalı ve nasıl bir denetim mekanizması kurulmalıdır?

Konvansiyonel bankalarla ilgili bankacılık kanunu vardır. Ancak katılım bankalarıyla ilgili kanun henüz çıkamadı. Birkaç yıl önce bir tasarı hazırlanmıştı ama maalesef kanun halinde meclisten geçmedi. Şu anda bir takım tebliğlerle, yönetmeliklerle katılım bankaları sistemlerini devam ettiriyorlar. Ama böyle bir banka kurmak istendiği zaman da devlet tarafından kolaylık gösteriliyor. Bir sınırlama getirilmiyor. 3 tane özel, 3 tane de devlet bankası olmak üzere 6 tane katılım bankası vardır. Bunların sayısını da arttırmak her zaman için mümkündür. Girişimciler yenisini açmayı arzu ederse ya da var olan bir faizli bankayı; faizsiz bankaya dönüşmek isterse, devlet bu konuda bir engel çıkarmamaktadır. Maalesef katılım bankaları sınırlı sayıda kaldı. Türkiye’de konvansiyonel bankalar katılım bankalarına göre %90 oranında daha fazla güçlüler.

Danışma kurallarının bankacılık ürünleriyle ilgili verdiği fetvalar zaman zaman çelişebiliyor. Bunun sebebi nedir? Verilen fetvaların hangi ayet, hadis, icma, kıyasa göre verildiği neden bankalarca açık bir şekilde kamuya paylaşılmamaktadır?

Danışma kurulunda olan meslektaşların düşünce yapıları, araştırmaları, doktora tezleri ve diğer ekonomiyle ilgili olan faaliyetleri farklıdır. Bu yüzden bir danışma kurulunda verilen karara başka bir danışma kurulunda farklı bir karar çıkabiliyor. İslam’da da fıkıh mezhepleri vardır; dolayısıyla farklı görüşlerde vardır. Başka mezheplerin görüşü esas alınarak farklı sonuçlara varılması muhtemeldir. Ama temel şeyler ayet ve hadislerde bellidir ve bunların dışına çıkıldığını düşünmüyorum. Danışma kurulları arasında yorum farkı olabilir bu da mezhep farklılığında olduğu gibi burada da bir ayrım olduğunu ve yeni güncel konularda da bu ayrıma düşüldüğünü düşünüyorum. Farklı görüşlerin uç noktalarda olmadığını ve detay durumlarda farklılık olduğunu düşünüyorum.

Diğer bir soruda ise; kurumda çalışan görevlilerin, İslami temel konularla ilgili ayet ve hadisleri tam olarak bilmemeleri sebebiyle olabilir. O yüzden Türkiye’de 2 üniversitede İslam Ekonomisi ve Finansı bölümü açıldı. Birisi KTO Karatay Üniversitesinde, diğeri Sabahattin Zaim Üniversitesindedir. Bu iki üniversitede yetişen öğrenciler hem İslam ekonomisi ticari hayatın hem de bugünkü konvansiyonel ekonomiyi bilen gençler yetiştiriliyor. Oralarda görev aldıklarında gelen müşterilere, mevduat sahiplerine, para yatırmak isteyenlere ve mevduat kullanmak isteyenlere işin arka tarafını, dayandığı ayet ve hadisleri zikrederek veya ekonomik konuları kendilerine açıklayarak sistemin büyümesine yardımcı olacaklarını düşünüyorum.

Faizsiz bankaların sosyal anlamda halka karşı sorumlulukları var mıdır? Bu kuruluşlarda çalışanların ne tür eğitimlerden geçmeleri gerekir? Meslek hayatları boyunca da hangi alanda kendilerini geliştirmeleri lazımdır?

Genel olarak Müslüman bir toplum olduğumuz için onların finansman ihtiyaçlarını karşılama çabası içinde olmaları lazımdır. Toplumun finansmana ihtiyacı olduğunda bunu organize etmek gibi bir çabaları olmaları lazımdır.  Araba, daire, arsa vs. alımı için başvuran kişiye ‘İslami ölçüler içinde bu ürünü almasını sağlamalıyız’ anlamında bir çabalarının olması gerekir. Toplumun finansman ihtiyacı neler olabilecekse “bunları karşılamak bir İslam toplumunda bizim görevimizdir” diye düşünmeleri ve bir sorumluluk duygusu içinde olmaları gerekir. Bu sorumluluk içinde hareket edince de kendilerini yetiştirmede, eğitimden geçme ve kendi bünyelerindeki yapılacak çalışmalarla eksikliklerini gidermeleri ve toplumu da, gelen müşterileri de aydınlatma yoluna gitmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Faizsiz bankaların diğer konvansiyonel bankalarla rekabetinde motivasyonları ve kârlılık olarak belirlenmiş durumdadır. Sizce bu yanlış mıdır? Manevi hedeflerin maddi olanların önüne geçmesi dini mülahazalar açısından daha elzem değil midir? Karlılık için verilen mücadelenin bu kurumların bazı manevi değerlerine zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Faizli bankaların bir hedefleri vardır. Faizsiz bankalarda murâbaha yoluyla vadeli olarak satış yaptığımız ürünleri, eklediğimiz kârlarla faiz oranına yaklaştırıldığını ve hatta faiz oranı gibi kâr verildiği anlayışı maalesef bulunuyor. Bu ithamlarla katılım bankalarını konvansiyonel bankalara yaklaştırılıyor. Katılım bankalarına en büyük itham edildikleri noktada, ‘faiz oranına yakın kâr veriyorsunuz, hiç mi zarar edilmiyor ya da hiç mi faizin üzerinde hiç mi kâr etmiyorsunuz ’ oluyor. Bunun en güzel cevabı da  %90-%95’in üzerinde murâbaha yaptıkları, satış yaptıkları ürüne ekledikleri kâr faiz oranları dışına çıkamıyor. Finansman kullandırırken faizden fazla kâr ekledikleri zaman pahalıya mal olduğunu söyleyerek konvansiyonel bankaları kullanıyorlar.

Düşük kullanıldığında da faizin altında düşük kâr dağıtma sonucu ortaya çıkıyor. Düşük kâr verildiği için mevduat sahipleri faizli bankaları tercih ediyorlar. Dolayısıyla her iki durumda da katılım bankaları bu işten zarar görüyor. Bu yüzden de murâbahanın dışında ki konulara bir an önce katılmaları gerekir. Bunlarda diğer İslami şirket çeşitleridir. Mudarebe başta olmak üzere, müşâreke, leasing ve diğer ziraat ortakçılığı gibi ortaklıklarla kâr oranlarını büyük ölçüde yükseltebilirler. Bunun sonucunda faizlerin üstünde bir kâr verebildikleri için katılım bankaları hızlı bir şekilde büyüyebilir. Büyümek içinde tek yapılacak şey ise faizin üzerinde kâr dağıtımı yapabilmek olduğunu düşünüyorum.

Faizsiz bankaların Teverruk işlemleriyle alakalı çok ciddi eleştiriler var, bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Teverruk Londra borsasından, bir ürünü 12 ay vadeli alıp B firmasına peşin parayla devretme yoluyla göstermelik muamelesiyle nakit elde etmelerine sebep oluyor. Türkiye’ye de gereksiz kredi ve döviz girişleri oluyor. Türkiye bundan zararlı çıktığını düşünüyorum. Tevveruğun zaruret halinde, mecbur kalındığı zaman başvurabileceği istisnai bir yöntem olması gerektiğini düşünüyorum. Ama maalesef bugün birçok ihtiyaçlar içinde teverruk kullanılmaya başlandı. İsabetli olmadığını düşünüyorum.

Size faizsiz bankalarla alakalı olarak tüm sistemi değiştirebilecek çapta yetki verilse ilk müdahale edeceğiniz, değiştireceğiniz şey ne olurdu?

İslami şirketi, ortaklık çeşitleriyle sahaya indirmek olurdu. Maddi imkânı olanları bir araya getirip, İslami ölçüler içinde maddi imkanların işletilmesi olurdu. Murâbaha bunlardan sadece bir tanesidir. Bunlar dışındaki mudârebe başta olmak üzere, müşâreke, ziraat ortakçılığı, eser sözleşmesi (istisnâ akdi), selem akdi (bugün peşin para ödeyip, malı üç ay sonra teslim alma) gibi islamda sekiz çeşit ortaklık türü vardır. Bunlar ortaklık olarak finansman sahiplerinin, paralarını değerlendirmede kullanıldığında faizin üzerinde gelir getireceğini düşünüyorum. Bu gelir arttıkça da halk nazarında da itibar göreceğini düşünüyorum.

Bu güzel röportaj için, bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar…

Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN İle Özel Röportaj” için bir yorum

  • Ocak 8, 2020 tarihinde, saat 8:16 pm
    Permalink

    Müşteriye nakit girişi sağlamak üzere yapılan teverruk bir iç finansman işlemidir. Yani, ülkeye döviz veya kredi girişi olmaz. Londra metal piyasasında gerçekleşen işlem, bankanın organize ettiği bir dizi muamele-i şeriyyeden ibarettir. Sadece yurt dışı bankalardan temin edilen Teverruk bazlı sendikasyon kredilerinde ülkeye döviz girişi söz konusu olur.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir