Prof. Dr. Hayrettin Karaman: Hisse senetleri ve AAOIFI

Yeni Şafak yazarlarından Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın köşe yazısında yer alan hisse senetleri ve AAOIFI ile ilgili gelen soruya cevabı:

Bu soruyu daha önce ilgili tüm kuruluşlara sordum fakat geri dönüş olmadı, fakat bugün 3 Mayıs 2020 tarihli köşe yazısında tekrar görünce size de danışmak istedim. Bu konu hakkında İSFA’da danışma kurulu üyesi olmanız nedeniyle mutlaka bilginiz olduğunu düşünüyorum.

Yazının ikinci soru kısmında, hisse senetleri olan şirketler hakkında kullanılan faizli kredi oranları ile ilgili bilgiler verilmekte ve bu oranlara göre helal kriterleri konulmakta.

Daha önce yaptığım araştırmaya göre İslami endeks adı altında verilen şirketlerde bu kriterlere bakılıyor ve bu kriterler dünya İslami ekonomi alanında genel bir kriter yani tüm İslam ülkelerinde katılım bankaları veya emeklilik fonları buna göre çalışıyor. Yaptığım araştırmalarda katılım endeksini inceledim ve şirket katılım esaslarında aşağıdaki maddeler yazmakta ve bu esaslar uluslar arası İslami ekonomik model olarak belirlenmiş kriterler. AAOIFI kriterleri belirleyen kuruluş olarak görünüyor.

a) Ana listedeki şirketler finansal oranlarına göre elemeye tabi tutulur. Buna göre endekse girebilmek için şirketlerin; A. Toplam faizli krediler / Piyasa değeri < %30, B. Faiz getirili nakit ve menkul kıymetler / Piyasa değeri < %30, C. 6.1-a maddesinde belirtilen faaliyetlerden gelir / Toplam gelir < %5

Bu durumda faize bulaşmış olmuyor muyuz. Bu oranlar neye göre belirleniyor.

b) Endekse dahil olan ALARKO, FORD, GOODYEAR gibi şirketlerin faiz helal haram gibi kriterleri olmadığı aşikar iken biz bir şekilde bu şirketlere ortak olarak bu şirketlerin sermayedarı olmuyor muyuz. Bu şirketlerin tüm işlemlerinde bulunmuyoruz diyebiliriz fakat sonuç olarak şirket bilançolarında görünmüyor muyuz, sermayesine ortak olarak onlara kolaylık sağlamıyor muyuz. Bu mantıkla baktığımda, gidip bir restorana veya içkili mekana ben sadece çerezlere ortağım demekle arasındaki fark ne? Sonuç olarak sizin ortaklığınızdan oluşan kâr ile diğer meşru olmayan alanlarda yatırım yapabiliyor. Bu soruları bankaya sordum danışma kurullarımız karar veriyor ona göre hareket ediyoruz dediler, bu nedenle size sormak istedim. Sizin bu konuda söyleyecekleriniz benim için önemli. Selam ve dua ile.

Cevap:

Soruları geliş tarihlerine göre sıraya koyup sırası geldikçe cevap yazıyorum; bu yüzden bazı güncellemelere ihtiyaç oluyor. Bu soru sorulduğunda İSFA isimli danışma şirketinde şer’i kurul üyesi idim, katılım bankalarının yeni yönetmeliği çıkınca danışma kurulları ile ilgili kurallar değişti, bu yüzden İSFA’daki faaliyetim sona ermiş oldu.

Öz sermayesi ve asıl işi meşru olan şirketler bazen faizli kredi almaya mecbur oluyorlar, bu kredilerden de kazanç sağladıkları oluyor. Asıl işi faizci bankalar gibi faizclik, tekel maddeleri üretmek, domuz ve mamulleri ticareti yapmak gibi meşru/helal olmayan şirketlerin hisse senetlerini, ticaretini yapmak veya gelirinden yararlanmak üzere edinmenin ve böylece onlara küçük ölçeklerde de olsa ortak olmanın caiz olmadığında ittifak vardır.

Taşıt, beyaz eşya, helal gıda, demir-çelik, makine vb. helal olan nesneleri üreten veya bunların ticaretini yapan şirketler, gerektikçe faizli kredi alıyorlarsa bu şirketlerin hisse senetlerini, ticaretini yapmak veya gelirinden yararlanmak için almanın caiz olup olmadığı konusunda çağdaş İslam alimlerine ait, “şartlı olarak caizdir ve mutlak olarak caiz değildir” şeklinde iki görüş vardır.

Soruda ifade edildiği gibi kısa adı AAOIFI olan kuruluş, şartlı olarak caiz görenlerdendir. Bu görüşün fıkha göre tutarlı tarafı ve itibarı olup olmadığını anlamak için kurumu kısaca tanıtmaya ihtiyaç duydum.

Kurumun hazırladığı standartlar kitabı birçok dile çevrildi ve birçok ülke de bu standartları (faizsiz finans kurallarını) kendi işlemlerinde bağlayıcı kabul ettiler. Standartlar kitabı Türkçe’ye de çevrilip bastırıldı; çevirenler: Mehmet Odabaşı (Giriş – 20 Standartlar), Doç. Dr. İshak Emin Aktepe (21-41 Standartlar). Bu çeviriden sonra da 30 kadar standart yayımlandı.

İşte bu çevirinin başında AAOIFI hakkında şu bilgi vardır:

Daha önce İslâmî Bankalar ve Finans Kuruluşları İçin Finansal Muhasebe Kuruluşu adıyla bilinen AAOIFI, birkaç tane İslâmî Finans Kuruluşu tarafından imzalanan kuruluş sözleşmesi uyarınca 1 Sefer 1410 / 26 Şubat 1990 yılında Cezayir’de kuruldu. AAOIFI 11 Ramazan 1411 / 27 Mart 1991 yılında herhangi bir kâr amacı gütmeyen bağımsız tüzel kişiliğe sahip uluslararası bir kuruluş olarak Bahreyn’de tescil edildi.

AAOIFI’nin amaçlarını şöyle sıralamak mümkündür:

(1) İslâmî finans kuruluşları için muhasebe ve denetleme anlayışını geliştirmek.

(2) Bu anlayışı eğitimler, konferanslar ve sempozyumlar düzenlemek, süreli yayınlar çıkarmak ve araştırmalar hazırlamak gibi yollarla yaymaya ve uygulamaya çalışmak.

(3) İslâmî finans kuruluşları için hazırlanan ve hayatın tüm alanlarını düzenleyip kuşatan İslâm hukukuna ait hükümler ile ilkeler yanında bu kuruluşların ortaya çıktığı toplum yapısını da esas alan İslâmî standartları hazırlamak, yayınlamak, açıklamak, incelemek ve tashih etmek.

(4) İslâmî finans kuruluşuna ait finansal tabloları kullananların verilen bilgilere güvenini artırmak ve onları bu kuruluşlarla çalışmaya (yatırımlar, finansman, mevduat yatırma ve bankacılık hizmetlerinden yararlanma) teşvik etmek…

Bu kurumun fıkıh heyetinde yirmi kadar İslam dünyasının tanıdığı ve itibar ettiği alim var, başkanları da Pakistanlı alim Muhammed Taki Osmani idi.

Standartlar, büyük emek mahsulü çalışmalar sonunda oluşturulmakta, fıkıh heyeti üyelerine çeşitli hizmetler veren onlarca insan da faaliyete katılmaktadır. Her standardın tartışması ve dayandığı deliller de kitapta yerini almış bulunmaktadır.

Soruda açıklanan oranlar bir nassa değil, içtihada dayanmaktadır. Bu içtihadın dayanağı fıkıh kuralları da a) Umumi belvâ ve zorluğun izalesi, b) Ülke ekonomisinin ayakta durabilmesi, rekabet edebilmesi, büyük ölçekli üretim ve ticaret yapılabilmesi, küçük tasarruf sahiplerinin ortaklık usulü ile helal yoldan paralarının değerlerini koruma ve kâr sağlama talepleri… bütün bunlar ve başkalarının hem kamuya hem de bireylere ait önemli bir ihtiyaç olması. “İhtiyaç genel olsun özel olsun zaruret sayılır” kuralı. c) Bu mantık geçerli ise sermayesi ve işi de haram olan şirketlere de ihtiyaç var, onların senetlerini almak niçin caiz olmuyor?” sorusuna verilen cevap ise yine bir fıkıh kuralıdır: “Hüküm bakımından az, çoğa tabidir; az olan, çok olanın hükmünü alır; yani çoğu haram olanın tamamı haram sayılır, azı haram olanın tamamı haram olmaz.”

Şartlardan biri de piyasada faizli kredi hiç almadan iş yapan şirket hisselerinin bulunmamasıdır. Bunlar var ise kurum, az da olsa kredi alan şirketlerin hisse senetlerini almaya fetva vermiyor.

Muteber alimlerin ictihad ve fetvalarında farklılık olunca Müslümanlar bu fetvalardan biri ile amel etme imkanına sahiptirler: Ne amel eden etmeyeni ne de etmeyen edeni kınayamaz.

Sorudaki kıyaslamalar bu fetvaya uymuyor.

Destekleme konusu ise hangi tarafın daha kazançlı çıktığına, haram fiile katılma durumu olup olmadığına ve ihtiyaca göre değerlendirilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir