Risksiz/Emeksiz Kazanç Engellenmelidir!

“Para Faiziyle Doğuyor!” başlıklı yazımızda, paranın muhteviyatına ve faizle olan ilişkisine dair geniş kapsamlı açıklamalarda bulunmuştuk. Bu yazımızda ise sıradaki ön kabulümüz olan “Risksiz / Emeksiz Kazanç Engellenmelidir!” zorunluluğunu işleyeceğiz

Sanırım, direk rakamlarla başlasak daha etkileyici olacaktır. Türkiye’nin 2017 yılı için bütçesinde faiz giderlerine ayırdığı rakam, tam tamına 57,5 milyar TL, 2018 yılı için ise 70,7 milyar TL, 2019 için ise 117 milyar TL’dir. İşin acınası tarafıysa ilgili yıllardaki yatırımlara ayrılan tutarlar, faize ayrılanlardandır. Ortalama bir tahmin olsun diye 2018 yılı bütçe büyüklüğünün 762,8 milyar TL olduğunu düşündüğümüzde paramızın nereye akıp gittiğini anlamak daha kolay olacaktır. Çalışmadan, emek vermeden, riske girmeden bir milletin alın terine el koymak…

Faize ayrılan paralar 2020 bütçesinde 138,9 milyar TL olarak netleşmiş durumda. 2021 yılında bu rakamın 160 milyar TL’ye kadar yükselmesi bekleniyor.

Daha da iyi anlamamız için birkaç önemli yatırımımızın maliyetiyle bu rakamları karşılaştıralım.

Marmaray’ın maliyeti 8 milyar TL’dir. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün maliyeti 11,5 milyar TL’dir.

Görüldüğü üzere tam manasıyla küresel bir soygunun tam da ortasındayız.

Birileri emeğimizi, hayallerimizi sömürüyor.

Evet, şimdi geriye dönelim ve faizin tanımıyla, ortaya çıkışıyla, insanları nasıl esir ettiğiyle, İslam’ın faizi nasıl ve neden yasakladığıyla ilgili sorulara cevap arayalım.

Yaygın bir tanıma göre faiz, paranın kiralanması karşılığında hak edilen bedeldir. Yani ödünç fonlara uygulanan ve piyasanın belirlediği kira bedelidir. İktisatçılara göre, serbest piyasa ekonomisinde faiz, yaşamsal bir fonksiyona sahip olup kaynakların tasarruf ve tüketim arasındaki bölüşümünü tayin eder. Tasarruflar, yine faiz mekanizması vasıtasıyla daha verimli alanlara yönelir. Kaynakların azaldığı durumlarda nispeten verimliliği düşük olan yatırımlar tasfiye edilir. Yani faiz mekanizması, tasarruflarla yatırım yapılmasına bir alternatif oluşturur. İstihdamın ve üretimin önünü keser. Faize dair çok sayıda tanım bulmak mümkündür. Fakat paylaşılan tanım, genel manada ihtiyacı karşılar durumdadır.

Basit manada faiz kavramının İslami literatürdeki karşılığı ribadır.

Riba, sözlükte fazlalık ve artma anlamlarına gelmektedir. Faiz, göründüğü gibi gelir getiren bir eylem değil; piyasayı daraltan, gelirleri azaltan bir eylemdir. Faiz, pek çok türü olan bir haramdır. Kur’an ve sünnette pek şiddetli bir dille yasaklanan faizin, müminler için kaçınılması gereken yıkıcı ve azaba götürücü bir haram olduğu açıktır. Büyük tahribi ruhi ve ahlaki değerler üzerinde olan faiz, büyük bir haramdır. Çünkü İslam’da faiz; insanda bencillik, cimrilik, katı kalplilik, duygusuzluk, zaafları sömürme, ihtiras gibi duyguların gelişmesine aracılık eden bir kavramdır. Kişileri bencil ve çıkarcı hâle getiren, fertler arası ilişkileri menfaatlere dayandıran, sevgi, şefkat ve yardımlaşma duygularını körelten böylece de ahlaki çözülmelere neden olan faiz; toplumun sabit gelirlerini mutlu azınlıkları lehine güçsüzleştiren bir sistemdir. Faizli ekonomik düzenlerde zarara uğrayan daima sabit gelirli tüketici olan ve çoğunluğu oluşturan halktır. Fiyatları yukarı iten faiz, alıcı gücü zayıflatarak tüketimin kısılmasına, kısılan tüketim de üretimin azaltılmasına neden olur. Böylece sonuç olarak işsizlik yaygınlaşır. Yaygınlaştıkça da işçi ücretleri düşer. Bu da giderek sosyal sefaleti doğurur ki neticede vücuda gelecek sosyal kriz ve anarşi; tefecileri, bankerleri, banka sermayedarlarını ve faizli kredi kullananları da yutan bir hortum hâline gelir.

Ekonomik hayat için zaruri olduğu ilan edilen faizin asıl büyük zararı ise ekonomileredir. Faiz, toplum kalkınmasını engellemektedir. Zira ekonominin; emeksiz, risksiz büyük kazançlar, aşırı çıkarlar ve ihtiraslar üzerine kurulmasına, büyük kitlelerin aleyhine büyümesine yegâne sebep faizdir. Toplum kalkınması için zaruri olan ucuz sermaye sağlanmasına ve ancak 3 ile 5 sene arasında üretime geçebilecek büyük ve ciddi yatırımlara rağbet edilmesine engel olan yine faizdir.

İşte bu bahsi geçen zararları nedeniyledir ki Allah bize faizi haram kılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) de:

“Faiz yiyene, faiz verene, faiz muamelesine kâtiplik ve şahitlik yapanlara Allah lanet etsin!” buyurarak faizle ilgili her bir işi ve işlemi yasaklamıştır. Şurası çok iyi bilinmelidir ki faiz; ilkelliğin, İslam dışı hayatın göstergesidir. Bunun içindir ki Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda Haccı’nda şöyle buyurmuştur:

“Faiz artık kaldırılmıştır. İslam öncesinin cahiliyye döneminde yürürlükte olan faizin bütün türleri haram kılınmıştır. Bu sömürü aracının her türlüsü ayaklarımın altındadır.”

Kur’an-ı Kerim’de faizin yasaklanmasında tedricî bir yol takip edilerek önce faiz yasaklanmamış, kötülüğüne dikkat çekilmiş, ardından kendilerine yasak olduğu hâlde faiz yiyen Yahudilerin düştükleri durum göz önüne serilmiştir. Üçüncü grup ayette faiz yasaklanırken dördüncü ayetlerde yasağın şiddeti nihayet noktasına varmıştır. Faiz konusunda ayetler Kur’an-ı Kerim’de dört ayrı yerde dile gelmiştir.[1]

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) peygamberliğinin 5. yılında (615-616 yılları arası) inen faiz konulu birinci ayet:

“Başkalarının parası arasında artış sağlasın diye faize verdiğiniz para, Allah katında artmaz ama Allah’ın hoşnutluğunu dileyerek verdiğiniz zekât, işte bunu verenler, verdiklerinin karşılıklarını kat kat arttırırlar.” [2]

Hicretin 5. ya da 6. yılında inen faiz konulu ikinci ayet:

“Yahudilerden sadır olan zulüm, Allah yolundan çok yüz çevirmeleri ve ondan nehyedildikleri hâlde riba almaları ve insanların mallarını haksız yoldan yemeleri sebebiyle aslen onlara helal kılınmış olan güzel şeyleri onları haram kıldık ve onlardan küfredenlere elim bir azap hazırladık.” [3]

Her dinin esasında olduğu gibi Yahudilere de faiz haram kılınmıştır. Ancak Yahudiler bu yasağın ancak Yahudiler arasında geçerli olduğuna ve Yahudi olmayanlardan faiz alınabileceğini hükmetmişlerdir.

Faiz konulu üçüncü ayet:

“Ey inananlar! Kat kat arttırılmış olarak faizi yemeyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.”[4] 

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ömrünün ve dolayısıyla peygamberliğinin son döneminde (631-632 yılları arası) yıllarında inen dördüncü grup ayetler:

“Faiz yiyenler kendisini ancak şeytan çarpmış kimseler gibi kalkacaklardır, bu onların ‘Alışveriş de faiz gibidir.’ demeleri yüzündendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.  Kendisine Rabb’inden öğüt erişip faizden vazgeçen kimseye gelince bundan önce aldığı onundur ve işi Allah’a kalmıştır. Faize tekrar dönenler ise cehennemlik olarak orada ebedi kalacaklardır.”

“Allah; faizi mahveder, sadakayı ise arttırır. Allah hiçbir günahkâr ve koyu inkârcıyı sevmez.”

 “İman edip yararlı işler işleyen, namaz kılan ve zekât verenlerin Rabbleri nezdinde mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir.” 

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın.”

“Böyle yapmazsanız Allah ve peygamberi tarafından açılacak bir savaş ile karşı karşıya kalacağınızı bilin.  Faiz almaktan tövbe ederseniz, ana sermayeniz sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne haksızlığa uğramış olursunuz.”

“Borçlu sıkıntıda ise genişliğe kavuşmasını bekleyin. Bununla beraber eğer bilirseniz alacağınızı bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.”[5]

İslam’dan önce Arap Yarımadası’nda faiz çok yaygındır. Borç zamanında ödenmez ise faiz eklenmiş ve vade uzatılmıştır. Bu, günümüzdeki bileşik faiz uygulamasının bir benzeri şeklinde gerçekleşmiştir. İslam, faizi yasaklarken bunun dışındaki İslam’a aykırı olamayan sermaye tedarik yöntemlerine dokunmamış hatta onları teşvik etmiştir.

Hayatıyla insanlığa örnek olan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) faiz hakkında şunları söylemiştir:

“Faiz ancak veresiyededir.”[6]

“Faiz (geliri) çok da olsa sonu darlığa döner.”[7]

“Bir toplumda faiz ve zina ortaya çıkarsa onlar Allah’ın cezasını hak etmiş olurlar.”[8]

“Bir toplumda faiz ortaya çıkınca kıtlığa yakalanırlar. Bir toplumda rüşvet ortaya çıkınca da korkuya kapılırlar.”[9]

Hz. Peygamber (s.a.v.) gerçekten de belki de tarihin en büyük zulümlerinin olduğu bir dönemde, nam-ı diğer Cahiliye Dönemi’nde vazifelendirilmiştir. Bu dönemde insanlar faizle aldıkları borçları ödeyemediklerinde evlerinden, özgürlüklerinden olabildiği gibi, borçlunun erkek çocuklarının köle olarak alınması ve (kız çocuklarının diri diri gömülmesine neden olan) kızlarının ahlaksızlığa malzeme edilmesi gibi korkunç uygulamalarla karşılaşmışlardır.[10]

İslam’da faizin karşılığı riba’dır. Fakat riba faizden çok daha kapsamlıdır. Bunu daha iyi ifade etmek adına önce ribanın manası ve ardından türleri aşağıda paylaşılmıştır.

Riba; artma, çoğalma, şişme, gelişme ve yetişme, mübadeleli akitlerde taraflardan birinin hakkı kabul edilen ve akit sırasında şart koşulan karşılıksız fazlalık anlamında bir İslam hukuku terimidir. Kelime Arapça mastar olup sözcüğün kökeninde “mutlak çoğalma” anlamı vardır. Cins ve miktarı bir olan iki şey, biri diğeriyle mübadele edildiğinde bir taraf için kabul edilen malın fazlasına riba denir.

“Altına karşılık al­tın, gümüşe karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, ar­paya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma ve tuza karşılık tuz misli misline ve peşin olur. Kim artırır ya da fazlasını isterse faize girmiş olur. Bu konuda alan da ve­ren de birdir.”[11]

İslam’da ribanın şu altı malda cereyan ettiği yukarıda paylaşılan ve ona benzeyen diğer hadislerden dolayı sabittir:

  1. Altın 2.Gümüş 3.  Buğday 4. Arpa 5. Hurma 6.  Tuz

Bu altı malın ortak özelliği o dönemde tamamının para yerine alım satım aracı ve ölçü değeri olarak kullanılmasıdır. Bazı mezhep imamları bu altı mal haricindeki mallarda riba olmayacağını düşünürken bazılarıysa kıyas yaparak görüşlerini açıklamışlardır. Bu konuların detayı eğitimin diğer bölümünde açıklanmış olmakla beraber bu malların ödeme aracı olduklarının bilinmesi önemlidir.

Cahiliye Dönemi’nde faiz, Araplar arasında son derece yaygın olmuştur. Tefecilik kapsamında gerçekleştirilen faizcilik, sermaye sahiplerince belirli süre sonunda verdikleri anaparaya ilave olarak belli bir fazlalığı almak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Borçlu, o belirli süre sonunda borcunu ödeyemezse vade uzatılmış; buna karşılık faiz miktarı da artırılmıştır. Böylece borçlular, çoğu zaman aldıklarının kat kat fazlasını ödemek zorunda kalmışlardır. Bu uygulama son derece yaygınlık göstermiş ve ödeme gücü ortadan kalktığında yukarıda ifade edilen olumsuz sonuçlar meydana gelmiştir.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) içinde doğduğu Kureyş kabilesi böyle bir ekonomik sistemle yönetilmiş, söz konusu tefecilik uygulamalarıyla sermaye bir elitin elinde toplanmış ve bu elit; kurdukları düzenle siyasal ve ekonomik gücü elinde tutmuş, sürekli hâlde zenginleşmiştir. Bu sistem Hz. Peygamber’den (s.a.v.) 200 yıl kadar önce yaygınlaşmış ve bu süreçte şartların zorlukları zirveye ulaşmış, sistem kurumsallaşmıştır. Silahlı yaptırım güçleri, dinî otoriteleri ve kültürel kurallar bütünüyle Kureyş, son derece sağlam bir düzen kurmuştur. Mekke Pazarı, sistemin can damarı olmuş ve en ufak bir tehlikede dahi sistem her türlü gücü orantısız şekilde kullanamaya hazır bulunmuştur.

Müslümanların Mekke’de yaşadıkları baskının sebebi, putperestliğin getirdiği dini ve kültürel kaygılar değil; yönetici olan elitin başta ekonomik güçleri olmak üzere iktidarlarını kaybetme korkusu olmuştur. Şehir halkı da elitlerin sisteminin korunması için dinî ve kültürel enstrümanlarla galeyana getirilmiş ve Müslümanlarla mücadele ettirilmiştir.

İslam, yukarıda tarifi yapılan topluma düzenlerini yerle bir edip insanın fıtratına en uygun şekilde tekrar kurulması için ve bu yaşananlarla beraber geçmişte diğer peygamberlerin yaşadıklarının örnek olması amacıyla; insanları eşit, özgür, mutlu ve refah içerisinde olan, sömürünün her türlüsünün yasak olduğu, kazanımların emeğe dayandığı, paylaşımın adil şekilde gerçekleştirildiği bir ümmetin inşası için örnek olmalarıyla tüm insanların bu ümmete daveti için ve tüm bu muhteşem düzenle beraber tüm kâinatın sahibi olan Allah’a, yalnızca ona ibadet etmeleri için gelmiştir.

Elbette gerek Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde olsun gerek ilerleyen dönemlerde olsun bu devrimci ekonomik sistemin kabulü ve yerleşmesi adına Müslümanlar, çok çetin sınavlardan geçmişlerdir. Bir dönem tüm dünyayı etkileri altına almalarına rağmen ileride detaylıca incelenecek olan olaylar ve gelişmelerden sonra güçlerini kaybetmişler ve dünya, tekrar faizin hâkim olduğu bir sisteme geri dönüş yaşamıştır.

Faiz, İslam’ın insanlığa bakış açısıyla hiçbir düzenleme veya yumuşatmayla uygun hâle getirilemeyecek kadar zararlı bir olgudur. İslam; adaleti, iyiliği, dayanışmayı, yatırımı, paylaşmayı, gelişmeyi, üretimi teşvik ederken faiz; sermaye sahiplerinin özerkliğini, koşulsuz mücadeleyi, bencilliği, kazanma odaklı olmayı, biriktirmeyi, saklamayı özendirir. Yani faiz ile İslam, taban tabana zıt değerlerin şemsiyesi hâlindedir.

Maide Suresi 62. ayet faizi yaygınlaştırma çabasında olanları şu şekilde nitelendirmektedir:

“Onlardan birçoğunun günaha girmede, haksızlık etmede ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!”

Bu ayet; İslam dini açısından günümüze bakan yönüyle bugünün faiz sisteminin düzenleyicilerine Allah’ın 14 asır öncesinden seslenişi, Müslümanların ondan uzak durması hususunda uyarışı niteliğindedir.

İslam dininin faize bakışını en net ifade edecek iki ayet seçildiğinde de faiz konusunun özetlenmesinin kolayca mümkün olduğu anlaşılmaktadır:

“Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resulü ile savaşa girdiğinizi bilin.” (Bakara Suresi)

“Doğrusu insanın çalıştığından başkası kendinin değildir.” (Necm Suresi)


 

[1] İsmail Özsoy, Faiz ve Problemleri

[2] Kur’an-ı Kerim, Rum, 38.

[3] Kur’an-ı Kerim, Nisa, 160.

[4] Kur’an-ı Kerim, Al-i İmran, 130.

[5] Kur’an-ı Kerim, Bakara, 275,276,277,278,279,280.

[6] Buhari, Buyü/ Müslim, Müsakat

[7] Hanbel, Ahmed ibn, El- Müsned

[8] Hanbel, Ahmed ibn, El- Müsned

[9] Hanbel, Ahmed ibn, El- Müsned

[10] Cahiliye döneminde diri diri toprağa gömülen kızların orta sınıftan ya da fakir halktan olan ailelere mensup olduğu, zengin ailelerin bu tip bir eylemi gerçekleştirmedikleri, gerçekleştirenlerin de borçlarını ödeyememeleri hâlinde başlarına yukarıda tarif edilen türde bir aşağılayıcı olayın gelmemesi için bu caniliği gerçekleştirdiklerine ilişkin bilgiler dönem hakkında yapılan birçok araştırmada mevcuttur.

[11] Müslim, Musakat

Risksiz/Emeksiz Kazanç Engellenmelidir!” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir