Zeynep Aslı Kekeç Katılım Bülteni İçin Yazdı: Türkiye’de Katılım Bankacılığının Gelişmesinde Önemli Tarihler

TÜKİYE’DE KATILIM BANKACILIĞININ GELİŞMESİNDE ÖNEMLİ TARİHLER

Faiz içermeyen bankacılık yöntemleri değişik tür ve nitelikte olmak üzere Osmanlı döneminde de yaygın olarak uygulanmıştır.’’Tarihte sosyal nitelikli olup dönemin şartlarına göre banka işlevi gören kuruluşlardan en önemlisi para vakıflarıdır. Bu kurumlar her ne kadar Osmanlılar döneminde Hanefi fakihlerinden İmam Züfer’in para, yiyecek, ölçülen veya tartılan malların vakfının caiz olduğu hususundaki fetvasına dayanılarak kurulmuş ise de Buhari, paranın  vakfedilebileceğine işaretle ‘hayvan,silah,ticari eşya,altın ve gümüş gibi paranın vakfına ilişkin’ başlık atmıştır.Bu tür vakıflara izin verilirken vakfın paralarının fıkıhta caiz görülen yöntemlerle çalıştırılıp hem sermaye sıkıntısı çekenlere yardımcı olmak hem de vakıfa gelir sağlamak amaçlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun  finansal uygulamalarında para vakıflarının yanında ‘’esnafın kurduğu esnaf sandıkları, yetimlerin mallarını şer’i ölçülere göre korumak ve değerlendirmek üzere kurulan eytam sandıkları,yeni çeriler için kurulan orta sandıkları,belli bir mahalle veya köy için kurulan avarız vakıfları diğer bankacılık kavuşulması katılım bankacılığının sağlıklı bir şekilde sektörde yer bulması ve müşteri portföyünün genişletilmesi alanlarında çok önemli mesafeler alınmıştır. Tarihsel sürece ilişkin yapılan açıklamalarda kullanılan özel finans kurumu (ÖFK) tabiri bugünkü adıyla katılım bankacılığıdır. Katılım bankacılığı gelişmesinde iz bırakan önemli tarihler yaşamıştır.

1994 Mali Krizi

Katılım bankalarının ülkemizde ilk ciddi imtihanı 1994 yılında yaşadığımız mali kriz ile olmuştur.1994 yılında Cumhuriyet tarihimizin en büyük cari açığı ile karşı karşıya kalınmıştır. Kamu borçlanma ihtiyacının şiddeti ve faiz oranlarının yüksekliği o dönemin en belirgin özelliklerindendir. 1994 yılında bankaların öz kaynakları 6.6 milyar dolardan 4.3 milyar dolara,aktifleri ise 68.6 milyar dolardan 51.6 milyar dolara düşmüştür. Devam eden süreçte dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşanan krizlerin de etkisiyle üç adet banka tasfiye sürecine girmiş,1997-99 yılları arasında 10 adet bankaya devlet tarafından el konulmuş ve iki adet bankanın da faaliyet izni iptal edilmiştir. Bu kriz döneminde , özel finans kurumlarının üstünlükleri ve krizlere karşı dayanıklılıkları somut olarak tecrübe edilmiştir.Üstelik mevduata getirilen devlet güvencesi bu kurumlara yatırılan fonları kapsamadığı halde ,ne müşterilerine ne de devlete bir külfet oluşturmadan ÖFK’lar yollarına devam etmişlerdir. Kriz döneminde de müşterilerine fon kullandırma işlemini durdurmamışlardır.

28 ŞUBAT SÜRECİ

Ülkemizin siyasi tarihine 28 Şubat müdahalesi olarak geçen ve 28 Şubat 1997 tarihinde başlayan dönem,katılım bankacılığı sistemi için de sıkıntılı geçmiştir. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi ,idari,hukuki ve toplumsal alanlarda gerilimler yaşanmıştır.Bu süreçte özellikle aralık 1999’da ülkemizin yazılı ve görsel medyasında özel finans kurumları geniş bir şekilde tartışılmış, haklarında yazılar, haberler ve yorumlar yayınlanmıştır. İddiaya göre kanunda yapılan değişikliklerle özel finans kurumlarına iki yıllık süre verilerek klasik bankaya dönüşmeleri istenecek, bu dönüşümü gerçekleştirmeyen ÖFK’ların faaliyetileri durdurulacaktı. Bu iddiaların doğru olmadığı sonradan anlaşılmıştı ama tasarıda yanlış anlaşılmaya veya art niyetli kullanımlara imkan verecek bazı muğlak ifadelerin olması bir çok kesimi tartışmanın içerisine çekmişti.Esasında ekonomik ve ticari müesseseler olan bu özel finans kurumları üzerinde üçüncü kişiler tarafından siyasi Rumlar olduğu gibi,kapatılması yönünde alınacak kararları alkışlayanlarda olmuştur.O dönemde Özel Finans Kurumları da kendilerini savunmak ve faaliyetlerini daha yakından tanıtmak amacıyla çalışmalar yapmışlardır.

KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME’DEN KANUNA

Ülkemizde özel finans kurumlarının kurulmasına 1983 yılında çıkarılan 16.12.1983 tarih ve 83/7506 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile izin verilmiştir. Bakanlar Kurulu kararının dayanağı ise bankalar hakkında 70 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 90’ıncı maddesi ve 1567 sayılı Türk parasının kıymetini koruma kanunu olmuştur. Daha sonra ise,

T.C.Başbakanlık Hazine Müşteşarlığı’nın ve T.C Merkez Bankası’nın tebliğleri ile bu konuda mevzuatın alt yapısı tesis edilmiştir. Özel finans kurumlarının kuruluşu,faaliyete başlaması,faaliyetleri  ve denetimleri gibi konular T.C Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı ve T.C Merkez Bankası’nın gözetim ve denetimine tabi tutulmuştur.

ÜLKEMİZDE 2001 YILINDA YAŞANAN EKONOMİK VE MALİ KRİZ

2001 yılı Türkiye’de hem klasik bankacılık sektörü hem de katılım bankaları için gerçekten önemli bir dönüm noktası olmuştur. Daha önce de,1994 yılındaki maki kriz dâhil olmak üzere, irili ufaklı krizlerden geçerek gelen katılım bankacılığı sistemimiz, klasik banka sistemi kadar olmamakla Bu durum, diğer özel finans kurumlarının müşterilerinin de paniğe kapılmasına neden olmuştur. Müşterilerin özel finans kurumlarından yoğun para çekme talebi, yaklaşık beş ay sürmüş ve bu süreç içinde kurumlar toplanan fon anlamında yaklaşık %50 oranında küçülmüşlerdir. O dönemde müşterilerin para çekme talebini durdurabilecek yegâne önlem bu kurumlardaki fonlar için de klasik bankalardakine benzer bir devlet güvencesi mekanizmasının kurulmasıydı. Nihayet 12 Mayıs 2001 tarihinde 4672 sayılı kanun ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 20/6. maddesi değiştirilerek özel finans kurumları (ÖFK)’na tasarruflarını korumak için bankalarda olduğu gibi ‘güvence fonu’ kurma izni verilmiştir. Bu karar ÖFK’lar için dönüm noktası olmuştur. Yeni yasal düzenleme gereği 1 ay içinde önce Özel Finans Kurumları Birliği kurulacak, sonra da güvence fonu oluşturulacaktı. Böylelikle ÖFK’lar bu yapı ile, İhlas Finans’ın tasfiyesi ve ekonomik krizin etkisiyle önemli ölçüde kaybettikleri müşterileri güvenini yeniden kazanma fırsatı yakaladılar.

FATURA DÜZENLEME SİLSİLESİNDEN ÇIKIŞ

Katılım bankacılığının ticari faaliyetlerinde, diğer ticari işletmeler gibi alınıp-satılan mal ve hizmetlerde fatura süreci yürütülmekteydi. Satıcı firmadan alınan mal ve hizmet için alış bedeli üzerinden banka adına fatura düzenlemekte, banka da müşterisine sattığı bu mal ve hizmet için alış bedeli üzerine eklediği kar paylı tutar üzerinden fatura kesmekteydi. Bütün bu işlemler katma değer vergisi mevzuatı uygulaması geçerliydi. 2001 yılı sonunda mevzuatta yapılan bir değişiklikle özel finans kurumları fatura düzenleme silsilesinden çıkarılmıştır. Bu düzenlemenin ardından kurumsal finansman desteği işlemlerinde ÖFK adına fatura düzenlenmeyecek, ÖFK da müşterisine fatura kesmeyecektir. Bunun yerine satıcı doğrudan bankanın müşterisi olan alıcı adına fatura kesecek, kurum da faturanın bir suretini işlem dosyasında muhafaza edecektir. Bu kararın alınmasında, katılım bankalarının önemli bir gerekçesi vardı.Bilindiği üzere katma değer vergisi mevzuatına göre alım satım sürecinde yapılan herhangi bir usulsüzlükten zincirleme olarak alıcı ve satıcı ile birlikte ÖFK da sorumluydu. Bu şekilde kurumlar ve üst düzey yöneticileri hem çok sayıda davaya maruz kalıyor hem de hak etmedikleri bir itibar zedelenmesi yaşıyorlardı. Bundan böyle satıcı firma doğrudan alıcı firmaya hitaben fatura düzenlenecek ve bu faturanın bir kopyasını da faturaya konu malın finansmanını sağlayan katılım bankasına gönderecektir.

İSİM DEĞİŞİKLİĞİ

2005 yılına kadar,faizsiz bankacılık ülkemizde’’Özel Finans Kurumu’’olarak  adlandırılmıştır.Aynı sistem ve prensiplerle çalışan benzer kurumlar ise dünya genelinde İslam bankacılığı olarak adlandırılmaktadır..Özel finans kurumu adı,kurucuları tarafından sistemi klasik bankalardan ayırt edici mahiyette tercih edilmiş ve bu isim kamuoyunda da kabul görmüştür.Halen çoğu durumda bu ismin kullanıldığına tanık olunmaktadır.dünyada sadece ülkemizde kullanılıyor olması nedeniyle yurt dışı bankalar,bireyler ve diğer kurumlar nezdinde kafa karışıklığına yol açıyordu. Bu yüzden sistemin temsilcileri her defasında ÖFK’nın ne anlama geldiğini anlatmak zorunda kalıyorlardı. Bu nedenlerden dolayı uzun süredir sistem için yeni bir isim arayışı devam ediyordu.19 Ekim 2005 tarihinde 5411 sayılı Bankacılık kanunu ile ’’Özel Finans Kurumu’’ismi, ’’ Katılım Bankası’’olarak değiştirilmiştir. İsim değişikliği talebi ve seçilen isim bu kurumlar tarafından iradi olarak kamu otoritelerine iletilmiştir.Bankacılık Kanunu’nda  katılım bankası şu şekilde tarif edilmiştir.’’Bu kanuna göre özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplamak ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiyede’ki  şubelerini ,ifade eder.

TASARRUF MEVDUATI SİGORTA FONU (TMSF)’NA DÂHİL OLMA

2005 yılında sektör için diğer önemli ve bekli de tartışmalı bir gelişme, katılım bankalarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu şemsiyesi altına alınmasıdır. Ülkemizde 2001 yılında yaşanan  ekonomik krizin etkisiyle sistemi korumak adına Güvence Fonu kurulması yönünde yasal bir düzenleme yapılmıştı.2005 yılında bu güvence fonu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ile birleştirilerek, katılım bankalarına yatırılan fonlar ile klasik bankalara yatırılan mevduat aynı güvence fonu çatısı altına alınmıştır.Bu süreç önemi nedeniyle ayrı bir başlık altında ileriki bölümde daha detaylı olarak açıklanmıştır.

KLASİK BANKALARA PARALEL MEVZUAT DÜZENLEMELERİ

2005 yılında Bankalar Kanunun’da yapılan düzenlemeler ile katılım bankacılığı sistemi çok daha sağlam bir mevzuat zeminine kavuşmuştur. Katılım bankaları çalışma prensipleri ve yöntemleri saklı kalmak kaydı ile külfet ve nimet açısından hemen hemen klasik bankalar ile aynı pozisyona gelmişlerdir.2005 yılında kabul edilen 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile ülkemizde bankalar, mevduat bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları ve katılım bankaları olarak üç gruba ayrılmıştır. Bu kanunla katılım bankacılığı,sisteme özgü terimlerin tanımından,bu kurumların kredi işlemlerine ve katılım fonu toplama yetkilerine kadar hemen her alanda yetki ve sorumlulukları yasal çerçeveye kavuşmuştur.Bugün artık katılım bankacılığı sistemi Bankacılık Kanunu içinde yer almaktadır.Denetlemeleri,yükümlülükleri,risk ağırlıkları,uymak zorunda oldukları düzenlemeler,sigorta fonu,karşılık ayrılması vb. konular klasik bankalarla aynı paralelde katılım bankaları için de geçerlidir.

HİSSELERİN HALKA AÇILMASI

Yine 2006 yılında Türkiye’de ilk defa bir katılım bankası hisselerinin %23’ünü halka açmış ve hisseleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (IMKB) işlem görmeye başlamıştır. Halka arzın hem yurt içinden hem de yurt dışından yatırımcılar aşırı ilgi göstermiş, rekor düzeyde talepte bulunmuşlardır. Katılım bankalarının halka açılması hem sektörün şeffaflığı ve tanınırlığı açısından ham de daha iyi disipline olmaları ve kurumsallaşmaları bakımından son derece faydalı olmuştur.

2007’DE BAŞLAYAN GLOBAL KRİZ

Ağustos 2007’de Amerika’da konut sektöründe kredi krizi olarak başlayan ve giderek derinleşen ve 2010 yılının ortalarında hâlâ şiddetli bir şekilde hissedilen global ekonomik ve mali kriz dünyada birçok devasa bankayı iflasa sürüklemiştir. Bazı kurumlar ve bankalar kamulaştırılarak kurtarılmış, birçoğuna da kamu fonlarından yüklü yardımlar yapılmıştır. Bu süreçte Türkiye’deki genel bankacılık sektörü ile birlikte katılım bankaları da sağlıklı bir şekilde normal faaliyetlerine devam etmişlerdir. Diğer ülkelerden farklı  olarak bu kriz döneminde,Türk bankacılık  sektörü herhangi bir kurtarma paketine veya farklı bir kamu desteğine ihtiyaç duymamıştır.

Bu süreçte bankacılık sektörümüzün sağlam kalabilmesinde etkili olan ve daha önceden alınmış başlıca tedbirler ve unsurlar şunlardır:

  • Yine söz konusu krizden sonra sektörü güçlendirecek kararlar devreye konulmuştur.
  • Türk müteşebbisleri Avrupa ve ABD piyasaları dışında Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yeni pazarlar bulmuşlardır.
  • Bu dönemde IMF ile anlaşma yapılmadan ekonominin idare edilmesi hem içeride hem de dışarıda ekonomimize olan güveni arttırmış ve risk primini düşürmüştür.
  • Bankalar kriz başlığında kısa bir süre için kredi piyasasından çekilmişler ama daha sonra müşterilerini kredilendirmeye devam ederek reel ekonominin sağlıklı kalmasına yardımcı olmuşlardır.
  • Bankaların kullandırdıkları kredilerin kaynağının yurt içinden toplanan fonlar olması, yurt dışı riskli kaynaklara müracaat edilmemiş olması da sistem için avantaj olmuştur.

Sonuç olarak katılım bankaları günümüze gelirken iz bırakan tarihler yaşamış bu tarihler gelişmesine fayda sağlamıştır. Önümüzdeki yıllar, katılım bankalarının sayısının, katılım bankacılığı ürün çeşidinin ve toplam bankacılık sektörü içinde katılım bankacılığı payının artacağı bir dönem olarak gözükmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir